Atiye Dizisi Üzerine Notlar

Atiye Dizisi Üzerine Notlar

Atiye Dizisi Üzerine Notlar

***Diziyi henüz izlemeyenler için ipucu olabilecek kısımlar vardır.

Bir süredir merakla beklenen Atiye, geçtiğimiz günlerde yayınlandı. Yayınlandığı ilk günlerde birinci sezona ait tüm bölümleri izledim. İlk birkaç bölüme yeterince odaklanabildiğimi söyleyemem. Sanırım ilk bölümlerde oyunculuk, teknik konular, mantık hataları gibi detaylar üzerine daha fazla yoğunlaştım. İlerleyen bölümlerde, bu detaylardan bir nebze olsun sıyrılarak içeriği psikanalitik bir bakışla düşünmeye başlayınca, daha bir içine girebildim dizinin.

Diziye adını veren Atiye; savrukluğu ile bilinen, genç bir ressamdır. Çocukluğundan beri karaladığı ve anlamını bilmediği bir sembolü çizmektedir eserlerinde. Zaman zaman, daha önce tanımadığı, üzerinde etnik kıyafetleri olan yaşlı bir kadını görmekte, gerçekte olmayan tuhaf sesler duymaktadır. Bir haberde, Göbeklitepe’deki kazılarda bulunan bir sembolün kendi eserlerindeki sembolle birebir aynı olduğunu görünce apar topar oraya gider ve arkeoloji doçenti Erhan ile tanışır. Erhan, başlangıçta Atiye’nin anlattıkları ile pek ilgilenmese de zamanla aralarında düşünsel ve duygusal bir bağ gelişir ve bu sembolün ardındaki gizemin peşine birlikte düşerler. Atiye’nin Göbeklitepe’ye giderken yolda arabasına aldığı çoban kızın ona sorduğu “tu kîye”* sorusu, bu gizemin kendiliğe ilişkin olacağının da habercisidir aslında.

Atiye’nin varsanıları artınca ailesi onu bir hastaneye götürür ve Atiye’ye psikoz tanısı konulur. Psikiyatr, aile öykülerinde de psikozun olduğundan söz eder; fakat Atiye bundan habersizdir. Ailedeki diğer psikozlunun kim olduğunu annesine sorduğunda ise yanıt alamaz. Atiye, kendisine konan bu tanı hakkında şüphelidir. Gördüğü ve duyduklarının kendisine bir şey anlatmaya çalıştığını düşünür; fakat ona Erhan dışında kimse inanmaz.

Erhan, ailesini bir trafik kazasında kaybetmiştir. Babası da kendisi gibi arkeologdur ve kazadan önce Göbeklitepe’deki kazı çalışmalarını yürütmüştür. Babası ile bir dönem birlikte çalışmış hocası Erhan’a babasından kalan bir defter verir. İki sayfası eksik olan bu gizemli defter, Atiye ve Erhan’a yolculuklarında rehberlik eder. O defterde yazan Zühre isminden yola çıkarak Atiye’nin kendisi doğmadan önce öldüğünü sandığı anneannesine ulaşırlar. Atiye’nin zaman zaman gördüğü o yaşlı kadın, aslında anneannesi Zühre’dir. Karşılaştıklarında Zühre, Atiye’nin ellerini tutar ve ona şöyle söyler: “Seninle bir yola çıkmamız lazım.”

Atiye, ailesine Zühre’yi gördüğünü, onunla konuştuğunu anlatır; fakat bunun gerçek olduğuna onları inandıramaz. Erhan, Zühre’yi yeniden bulur ve az sonra evlenmek üzere olan Atiye’ye götürür. Atiye bir not bırakarak düğününden kaçar, Erhan ve anneannesi ile Nemrut’a doğru yola çıkar. Zühre, bu yolculukta doğaüstü güçleri sayesinde Erhan’a ailesinin kaza sonucu ölmediğini, öldürüldüğünü gösterir.

Nemrut’a varır, geceyi orada geçirirler. Gün doğumunda Zühre ölür ve ölmeden önce Atiye’ye kendi yolculuğunu başlattığını söyler. Soyuna borçlu olduğu bu görevi yapmak zorunda olduğunu ekler sözlerine. Atiye’ye gerçeklerden kaçamayacağını anlatır aslında. Hoş, Atiye’nin de böyle bir niyeti yoktur.

Anneannesinin öldüğü sırada, Göbeklitepe’ye ilk geldiğinde karşısına çıkan çoban kızı görür ve yeniden peşine düşer. Bir mağaraya doğru ilerler peşi sıra. Atiye mağaradayken, mağaranın girişi üst üste dökülen taşlarla örtülür. Artık geri dönüş yoktur. Bu yolculuğu bitirmenin yolu, tamamlamaktan geçmektedir. Bu arada ailesi Atiye’nin Nemrut’da kaybolduğu haberini alır ve oraya gider. Onlar yer üstünde Atiye’yi, Atiye ise yer altında kendisini arar.

Yolun sonunda Atiye anneannesi ile karşılaşır. Anneannesi ona başardığını, korktuğu, sakladığı sırlarla yüzleştiğini, ne kadar güçlü olduğunu gördüğünü söyler ve ekler: “Uykuya geri dönme”. Buradaki uyku, Atiye’nin kendine ve geçmişine olan yabancılığına gönderme yapar gibidir. Anneannesi ile yaptığı konuşmadan sonra Atiye yeryüzüne döner. Yer sarsılır ve dağılan toprak parçalarının arasından Atiye belirir. Atiye’yi cenin pozisyonunda görürüz. Bu pozisyon, çıktığı içsel yolculuğun ardından gelen bir doğumu düşündürür. Sanırım, beni en çok etkileyen sahnelerden biri de buydu. Bir danışanımın uzunca süren bir psikoterapi sürecinin son seansında söylediklerini hatırlatmıştı: “Yeniden doğmuş gibi hissediyorum.”

Atiye’nin yer altındaki tünellerde yolunu bulmaya çalıştığı sahneler, kişisel psikanaliz süreci gibidir. Bilmediği, hatırlayamadığı, hatırlamak istemediği, unuttu sandığı birçok şeyle yeniden karşılaştığı, yüzleştiği, anlamlandırdığı ve böylelikle kendi hikayesini yeniden oluşturduğu bir süreç… Yanı sıra başından beri diziye hakim olan arkeoloji teması da Freud’un arkeoloji ve psikanaliz arasındaki yaptığı benzerliği akla getirir. Psikanaliz de kişinin içsel dünyasındaki gömülere ulaşmak üzere gerçekleştirdiği bir kazı çalışması değil midir?     

Zühre, doğaüstü güçleri olan bir şifacıdır. Bir yandan da köydekiler onu büyücü, uğursuz, şeytan gibi görürler. Günün birinde köylüler evlerine saldırır. Kendisine eziyet eder, kocasını öldürür, kızlarından birini ateşe atıp yakarlar. Ateşe atılan kızı, Atiye’nin Göbeklitepe’de karşılaştığı, alnında yıldız şeklinde bir doğum lekesi olan çoban kızdır. Aynı leke Atiye’de, annesinde ve anneannesinde de vardır. Atiye’nin annesi, annesi Zühre’ye bütün bu olanlardan dolayı çok kızgındır. Olup biten her şeyin sorumlusu olarak onu görür. Annesini ve ondan gelenleri reddeder. Öyle ki çocukluğundaki bu olanlardan sonra kolundaki doğum lekesini dağlayarak yok etmeye çalışır. Bu lekeyi kendi kolundan yok eder ama Atiye’ye iletilmesinin önüne geçemez. Annesi, yeni doğan Atiye’yi kabul etmekte ve sevmekte zorlanır. Bir sahnede kocasına itiraf ettiği üzere, ondan korkar ve kurtulmak ister. Onu hiç doğurmak istememiştir; çünkü annesiyle olan ilişkisine dair inkar ettiklerinin o bebek aracılığıyla yeniden gündeme geleceğinin bilinçdışı da olsa farkındadır. Maurice Aprey’nin, kaleme aldığı şu satırlar oldukça değerlidir: “Yenidoğan, anne ve annenin kendi annesinin arasındaki intrapsişik savaşa dikkat çekmek istiyorum. Böyle bir savaş şu soruyu da beraberinde getiriyor: Doğacak olan kimdir? Çocuk mu, yoksa anne kendi annesinden mi doğmaktadır?” “Depresif anne için bir çocuk dünyaya getirme, kendi annesinden doğumu anlamına da geldiğinden önem taşır.”

Annesi, Atiye dünyaya geldikten sonra da annesi Zühre hakkındaki gerçekleri ondan saklamış, yok saymış ve baskılamıştır. Böylelikle kuşaklar arasında bir kopukluğa da neden olmuş; fakat Atiye’nin işlenememiş bunca malzemenin taşıyıcısı olmasının önüne geçememiştir. Alberto Eiguer, Ergenin Ailesi ve Ataları başlıklı makalesinde bu durumu şöyle anlatır: “Ailedeki üyelerden biri kınanacak davranışı olan atayla veya dedeyle ilgili olarak sakladığı, utanç duyulan bir tasarımın taşıyıcısı olur. Bu kişinin yaptıkları ve geride bıraktıkları ile ilgili soru sormayı ötekilere, özellikle de çocuğuna yasaklar. Tüm bunlar bellekteki boşlukların, öğrenme kapasitesindeki engellerin, yarılmaların ve sonuç olarak, bedene atılmış hayaletleri hapseden gömülerin oluşumunun kökenindedir.” Annesi amacının Atiye’yi korumak olduğunu söylese de ne öldürülen babasının ne de ateşe atılarak yakılan kız kardeşinin yasını tutabilmiştir. Kendi tutamadığı yası Atiye’nin ruhsallığına yerleştirmiş, ona miras bırakmıştır. Zühre de bu yolculuğun Atiye’nin soyuna bir borcu olduğunu söylememiş miydi? Atiye’nin omuzlarında önceki kuşaklardan aktarılan işlenmesi gereken travmalar, tutulması gereken yaslar yüklüdür. Dominique J. Arnoux, İletilebilen Ruhsal Yaşamlar başlıklı makalesinde kuşaklararası iletimin önemini şu sözleri ile vurgular: “Ben, birden fazla cinsiyetten ve ötekinden doğdum. Bunların söylem, fantezi ve tarihlerinin dokusunda yoğruldum. Bastırmalarını, vazgeçişlerini miras aldım. Böylelikle daha dünyaya gelmeden önce başlatıldım.”

Köylülerin Zühre’nin evini ateşe verdikleri sahne, orta çağdaki cadı avı adı altında, kadınların öldürülmesini düşündürdü bana. Orta çağ Avrupası’nda bazı kadınlar büyü yaptıkları ve şeytanın yeryüzündeki ortakları olduğu gerekçesiyle türlü eziyetlere maruz bırakılmış, yakılarak öldürülmüştür. Aslında kadınların şeytanlaştırılmasının tarihi çok daha eskiye dayanır. Birçok din ve inanışın yaratılış mitinde ilk insanların cennetten kovulmasına neden olan şey, kadının şeytanın aldatmacasına kanarak yasak olan meyveyi yemesi ve erkeğe de yedirmesidir. Yani kadın, birçok inanışta kötülüğün yeryüzündeki temsilcisi, şeytanın suç ortağı olarak görülmüştür. Diğer yandan şeytan bu aldatmayı bir yılan aracılığıyla gerçekleştirmiştir. O nedenle dizideki Şahmeran göndermesi de oldukça anlamlıdır. Şahmeran belden aşağısı yılan olan mitolojik bir karakterdir ve öldüğünde ruhu kızına geçer. Bu detay anne kız arasındaki iletimi de düşündürür bizlere. Elda Abrevaya, Kadınlığın Uzun ve Dolambaçlı Yolu başlıklı eserinde şöyle söyler: “Anne, hemcinsi olan kızına oğlundan farklı bir yatırım yapar. Ruhsal dünyasıyla ilgili çatışmalarını, varlığının karanlık yerlerini, yaslarını, narsisistik aynası olarak algıladığı kızına yansıtır.”

Ailesinde saklı gerçeklerin peşine düşen tek kişi Atiye değildir. Erhan’ın aile öyküsü de gizlerle doludur. Babası, Göbeklitepe’de keşfettiği sırrın peşinde olanlar tarafından öldürülmüştür. Erhan bunu Zühre sayesinde öğrenir. Üstelik bilmediği yalnız bununla da sınırlı değildir. Kardeşi o cinayetten sağ kurtulmuş ve Atiye’nin o zamanlar polis memuru olan babası tarafından evlatlık edinilmiştir. Atiye’nin evlatlık olduğunu bildiği kardeşi Cansu, aslında Erhan’ın öz kardeşi Elif’tir. Atiye’nin babası onu korumak üzere adını dahi değiştirmiştir. Erhan, bunu Atiye’den öğrenir ve Cansu’yu görmek üzere eve gittiklerinde Cansu’nun öldürüldüğünü görürler. Cansu’nun yeniden hayata dönmesi ise Erhan’ın babasının seneler önce keşfettiği; fakat Zühre’nin ona engel olarak Erhan’ın keşfedip Atiye’nin de açacağını söylediği kapıyı aralaması ile mümkün olacaktır.

Gerçekten de öyle olur. Atiye, araladığı kapının ardında Cansu ile karşılaşır ve iki kardeş kucaklaşırlar. Ardından kendilerini gerçek yaşamda bir evin kapısında bulurlar; fakat o artık Cansu değildir. Atiye’yi tanımaz ve adının Elif olduğunu söyler. Aslında Cansu’yu hayata yeniden döndüren şey, bastırılmış bir travmanın artık işlenebilmiş olmasıdır. Travmanın işlenmesi Cansu’yu hayata döndürmekle kalmamış, ona adını yani gerçek kendiliğini de bağışlamıştır. Aslında Atiye’nin kendini tanıması ve içsel yolculuğunu tamamlayabilmesi de yaşanan; fakat inkar edilen, inkar edilse de yok olmayan ve kuşaklar arası iletilen travmanın ele alınabilmesiyle mümkün olmuştur. Travma klinisyenlerinden Judith Hermann, Travma ve İyileşme adlı kitabının önsözünde travmatik dehşetin nasıl gömüldüğünden, sözel olarak dile gelmediğinden; fakat sözel olarak ifade bulmasa da bir semptom ile belirdiğinden söz eder. Yazara göre iyileşmenin yolunu açan şey de travmatik hikayenin yeniden kurgulanmasıdır.

  • tu kîye: Kürtçe bir ifadedir. Tükçe’ye “sen kimsin” olarak çevrilebilir.

Dr. Aykut Bora

Yararlandığım Kaynaklar

Abrevaya, E. (2013). Kadınlığın uzun ve dolambaçlı yolu. İstanbul: Bağlam Yayıncılık.

Arnoux, D. J. (2007). İletilebilen ruhsal yaşama dair. Çev: (E. Abrevaya). İçinde Psikanaliz Yazıları 7. Sayı. İstanbul: Bağlam Yayıncılık.

Balıkçı, Ş. (2018). Şahmeran efsanesi ve yılan tılsımlarının psikanalitik açıdan değerlendirilmesi. Uluslararası Folklor Akademi Derg. 1(1), 53-64.

Berkowitz, E. (2013). Seks ve ceza: arzuyu yargılamanın dört bin yıllık tarihi, 2. Basım, Kolektif Kitap: İstanbul.

Eiguer, A. (2007). Ergenin ailesi ve ataları. Çev: (B. Sönmez ve B. Kolbay). İçinde Psikanaliz Yazıları 7. Sayı. İstanbul: Bağlam Yayıncılık.

Herman, J. L. (1992). Travma ve iyileşme. (Çev: T. Tosun) 2. Baskı. İstanbul: Literatür Yayıncılık. 2011.

Phillips, A. (2017). Yasak olmayan hazlar. İstanbul: Metis Yayıncılık.

Sökmen, S., Balkanal, Z. (2018). Anadolu’da önemli bir simge olan Şahmeran’ın halk inanışlarındaki yeri. Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Derg. 8(15), 281-296.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.