PSİKANALİZ BİLİMSEL MİDİR?

PSİKANALİZ BİLİMSEL MİDİR?

PSİKANALİZ BİLİMSEL MİDİR?

Psikanaliz, var olduğu ilk günlerden bu yana hararetli polemik ve eleştirilerin muhatabı olagelmiştir. Bilimsel olup olmadığı, kendisine yöneltilen eleştirel soruların başında gelir. İleri sürdüğü savların bilimsel metotlarla doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir olmaması, bu eleştirinin çıkış noktasıdır. Bu eleştiri, kimi zaman birçok sosyal bilimin de kaderi olabilmekte; hatta sosyal bilimlerden söz etmenin mümkün olup olmadığı dahi tartışılabilmektedir.

Sébastien Dupont, psikanalizin fen bilimleri gibi ele alınması ve bu doğrultuda eleştirilmesinin yerinde olmadığını savunmuştur. Dupont’a göre böylesi bir mukayese bizi Freud’un öğretisinin nitelik, kapsam ve sınırlarını anlamaktan uzaklaştırır.1 Freud, “Psikanalitik Hareketin Tarihçesi Üzerine” başlıklı makalesinde, 1896 tarihli Viyana Psikiyatri ve Nöroloji Kongresi’nde cinselliğin, nevrozların etyolojisinde (neden-bilim) oynadığı rol ve psikanalizin nevrozların tedavisinde kullanılmasına ilişkin düşüncelerinin salonda büyük bir sessizlikle karşılandığından söz etmiştir.2 Psikanalizin henüz doğduğu bu dönemde, böylesi bir karşılaşama şüphesiz Freud için bir hayal kırıklığı olmakla birlikte ona doğru bir yolda ilerlediğine ilişkin de ipuçları vermiştir. Aynı makalede, bu karşılamanın kendisine duyduğu güven ve cesareti kaybettirmediğini, aksine dünyanın uykusunu kaçıranlardan biri olduğunu düşündürttüğünü ilave etmiştir. Kongrede yer alan psikiyatrlardan cinsellikle ilgili yürüttüğü çalışmaları ile bilinen Richard Von Kraft-Ebbing, Freud’un anlattıklarına karşılık “bilimsel bir peri masalı” benzetmesi yapmıştır.3 Belki de bu benzetmeyle, psikanalizin bilimselliğine ilişkin tartışmanın fitilini de ilk ateşleyenlerden biri olmuştur.

Bu kongreden bir yıl kadar önce Freud, “Bilimsel Bir Psikoloji Taslağı” başlıklı bir makale kaleme almış; fakat bu makaleyi yayımlamaktan geri durmuştur. Bu metin, Freud’un Berlinli meslektaşı Wilhelm Filess ile aralarında gidip gelen mektupların bazıları da eklenerek, 1950 yılında Maria Bonaparte tarafından yayımlanmıştır.4,5 Freud; bu metninde insan ruhsallığını, doğa bilimlerinin metodolojisine benzer bir biçimde, nörofizyolojik nosyonlarla ele almaya gayret etmiş; fakat “başarısız” olmuştur. Burada Freud’un önceki yıllarda fizyoloji laboratuvarlarında çalışan bir nöropatolog olduğunu hatırlamakta fayda var. Muhtemelen insan ruhsallığını ele alma biçimindeki ilk girişimleri bununla da yakından ilgiliydi.6

Freud, “Bilimsel Bir Psikoloji Taslağı” el yazmasını yayımlamaktan vazgeçmiş ve bu vazgeçiş düşüncelerinde de bir dönüm noktası olmuştur. Bu sayede psikanaliz, psikiyatri ve psikoloji gibi akraba diğer disiplinlerden ayrı ve kendine özgü bir konum elde etmeye başlamıştır.4 Peki, bu vazgeçiş bir başarısızlık mıdır? Doğurduğu sonuçları düşünürsek bunu bir başarısızlık olarak kabul etmek güçtür. Adam Phillips’in, Freud için klinik başarısızlıklarının başarılarından daha açıklayıcı olduğunu söylemesi boşa değildir.7 Freud’un düşünsel evriminde kimi kuramlarından vazgeçmesi, onları yanlışlaması ya da dönüştürmesi oldukça önemlidir. Freud’un yanlış ya da eksik bir düşünceyi bir başkası ile değiştirmesi ya da modifiye etmesi psikanalizin günümüze değin uzanan canlılığının da sağlayıcısıdır bana kalırsa. Freud’un düşüncelerinde meydana gelen değişim hakkında Florence Quartier şöyle yazar: “Aslında birinci kuram, ikinciye feda edilmiş değildir. Freud, önce henüz yalpalayan ilk fikirlerini ortaya koymuş, sonra zaman içinde bu fikirler karmaşıklaşıp zenginleştikçe, yeniden gözden geçirip gereken değişiklikleri yapmıştır.”8 Bu konuda Stefan Zweig’ın sözlerine de kulak kabartılabilir: “Düşünceleri doğrular kadar yanlışlar da besler. Yapıtlar, yaratılar çevrenin gösterdiği sevgi kadar nefretten de esinlenir, yararlanır.”9

Freud, erken dönem analistlerden Isıdor Sadger’a şöyle söylemiştir: “Bilimde netlik daima bir sahteciliktir. Gerçek, her zaman karmaşıktır ve mutlaka belirgin değildir.” Bu yaklaşımı ile Freud, psikanalizi dinin ve bilimin bilgiye getirdiği çeşitli sınırlandırmalardan korumaya çalışmıştır.7 Zira, Oscar Pfister’e yazdığı 1928 tarihli mektubunda psikanalizi “Laik Analiz” başlıklı makalesinde hekimlerden; “Bir Geleceğin Yanılsaması” başlıklı makalesinde ise rahiplerden korumak istediğini de açıkça bildirmiştir.4

Sandor Ferenczi, “Ailenin Çocuğa Uyumu” başlıklı konuşmasında, davranışçılık ekolünün önde gelen isimlerinden John Watson ile psikanalizin bilimselliğine ilişkin aralarında geçen bir tartışmayı aktarır. Watson, Ferenczi’den psikanalizin ne olduğuna ilişkin kendisine kesin bir açıklama yapmasını istemiş, bunun üzerine Ferenczi şöyle bir yanıt vermiştir: “Eğer bilimsel olmak yalnızca ağırlık ve ölçü işi ise, buna göre psikanalizin davranışçılıktan daha az bilimsel olduğunu kabul edebilirim.” Ferenczi’ye göre ruhsallığın işleyişini tamamen ölçülebilir bir biçimde incelemek olanaksızdır.10 Yanı sıra Ferenczi’nin Freud’un kendilerine öğütlediğini söylediği şu satırları da psikanalizin bilimselliğini tartışırken göz önünde bulundurulmalıdır: “Bilinmeyen alanlarda yolculuk yaparken insanın yolunu şaşırmasında utanılacak hiçbir şey olmadığını ustamız Freud bize sık sık yinelerdi.”11

Freud, 1922’de ansiklopediye bir psikanaliz tanımı göndermiştir. Bu tanıma göre psikanaliz; başka türlü erişilemeyen ruhsal süreçlere ulaşabilmek için kullanılan bir teknik, bu tekniği kullanarak gerçekleştirilen bir tedavi yöntemi ve bunlardan elde edilen bilgi birikiminin oluşturduğu bir bilim dalıdır.12 Talat Parman, bu üç tanımın psikanalizi niteleyen üç farklı tanım olmadığını; üçünün bir araya gelerek psikanalizi tanımladığını vurgulamıştır.13 Freud, tanımının sonunda psikanaliz için bir bilim dalı nitelemesinde bulunmuştur; fakat bu bilim mutlak doğrulanabilir ya da yanlışlanabilir hipotezlerin yer aldığı bir bilim dalı değildir. Psikanaliz, bilinçdışının bilimidir. Yani müphem olanın… O nedenle, psikanalizi ısrarla bilimsel ya da değil gibi bir nitelemeyle anlamak olanaksızdır. Fen ve doğa bilimlerindekine benzer bir bilimsellik arayışı, psikanalizi derinliğinden uzaklaştırır. Klasik buz dağı benzetmesini düşünecek olursak suyun üzerindeki buzula ilişkin bir şeyleri ölçmek mümkün olabilir. Oysa suyun altında kalan kısmı anlamak için salt pozitivist bir anlayış asla yeterli değildir. En azından şimdilik… André Green, “Hadım Edilme Kompleksi” adlı eserine bu duruma şöyle bir açıklama getirir: “Günümüzde karmaşık bir deney düzeni ve istatistik ölçümlerle daha kesin bilgilere ulaşılacağı umulmaktadır. … Söz konusu araştırmacıların “bilimselliği” kendilerini, sonuçları kolaylıkla indirgeyici bir görünüme bürünebilen “kesinlikler” üzerine oturabilme amacıyla, sık sık, psikanalitik yorumun tahmini hipotezlerinin zenginliğinden vazgeçemeye itmektedir.”14

Yazının başındaki soruya dönecek olursak, “psikanaliz bilimsel midir” sorusunun tek bir cevabı yoktur. Bu soruya hem evet hem de hayır olarak yanıt verilebilir. Aslında psikanalizin bilimsel olmak gibi bir çabası ve bu konuda savunulmaya da gereksinimi yoktur. Mühim olan psikanalizin bilimselliğinden çok bilimsellik pahasına derinliğinden vazgeçilmemesidir. Son tahlilde psikanaliz, insanlık tarihinde ruhu anlamak üzere geliştirilen en cüretkâr yaklaşımdır ve bir bilim olmasından çok insan ruhsallığına ilişkin derinlemesine düşünme ve anlama biçimidir.

Dr. Aykut BORA
Psk.Danışman 

Kaynaklar

  1. Dupont, S. (2018). Psikanaliz Hareketinin Kendini İmhası. Çev: Ö. Naldemirci. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları
  2. Freud, S. (1914). Psikanalitik hareketin tarihçesi üzerine. Olcay Tüzün (Çev.) Yansıtma Psikopatoloji ve Projektif Testler Derg. 7-8: 135-148. 2007
  3. Teber, S. (2013). Bilimsel Bir Peri Masalı: Freud’un Aile ve Tarihsel Romanı, 2. Baskı, İstanbul: Okuyan Us Yayınları. s. 21
  4. Quinodoz, J-M. (2016). Freud’u Okumak. Çev: B. Kolbay, Ö. Soysal. İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
  5. Mons, I. (2018). Ruhun Kadınları: Psikanalizin Öncü Kadınları. Çev: Ö. Naldemirci. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları
  6. Jones, E. (2004). Freud: Hayatı ve Eserleri. İstanbul: Kabalcı Yayınevi
  7. Phillips, A. (2017). Freud Olmak: Bir Psikanalistin Gelişimi. Çev: Ş. Tokel. 2. Baskı. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
  8. Quartier, F. (2005). Bir Klinisyen Olarak Freud. Çev: B. Aliefendioğlu. İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
  9. Zweig, S. (2003). Freud ve Öğretisi. Çev: E. Eliçin. 2. Baskı. İstanbul: Papirüs Yayınevi.
  10. Ferenczi, S. (1927). Ailenin Çocuğa Uyumu, içinde Yetişkindeki Çocuk. Çev: H. Portakal. İstanbul: Cem Yayıncılık. 2014.
  11. Ferenczi, S. (2010). Psikanaliz Açısından Cinsel Yaşamın Kökenleri. 2 Baskı. Çev: H. Portakal. İstanbul: Cem Yayıncılık.
  12. Abrevaya, E. (2006) Psikanaliz ve psikoterapi. İçinde Psikanaliz Yazıları 12. Sayı. İstanbul: Bağlam Yayıncılık
  13. Parman, T. (2008) Psikanaliz Yazıları 16. Sayısı Sunuş Metninden alıntılanmıştır. İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
  14. Green, A. (1990) Hadım Edilme Kompleksi, 2. Baskı. Çev: L. Kayaalp. İstanbul: Metis Yayıncılık. 2016

2 thoughts on “PSİKANALİZ BİLİMSEL MİDİR?

  1. Melisa Ayşegül Çal

    Merhaba hocam,
    Lisans düzeyinden itibaren psikanaliz ile upraşan bir doktora öğrencisi olarak yazınızı kendi açım an gayet makul bulduğumu belirtmek istedim. Alıntılar da a çok yerinde olmuş. Konu, terimlere boğulmaktan gayet net bir şekilde açıklanmış. Teşekkür ediyorum okuyan herkes adına. Sevgiler..

  2. Oğuz

    Psikanaliz bilimsel midir sorusunun tek bir cevabı vardır: hayır. Bu soruya hem evet hem de hayır olarak yanıt verilemez. bilim nedir? Psikanalizin bilimsel olup olmaması neden bu kadar önemli? Mühim olan konu ise psikanaliz ve dinamik psikoterapiler günümüzde ne kadar fonksiyonel , sorunların çözümünde ne kadar fayda sağlıyor?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.