Bir Sünnet Merasiminden Kesitler

Bir Sünnet Merasiminden Kesitler

Bir Sünnet Merasiminden Kesitler

Epeydir yeni bir yazı kaleme almadım. Yazacak bir şeyler olmadığından değil aslında. Aksine, zihnimde yazıya dökülmeyi bekleyen birçok düşünce uçuşuyor. Birkaç kez oturdum hatta bilgisayarın başına; fakat olmadı. Ben de bir müddet erteledim yazmalarımı. Bazen de yapamamaya dayanabilmek gerekiyor.

Bu yazıyı kaleme almak aklımda yoktu. Yazılmayı bekleyen düşüncelerden izin alıp araya sıkıştırdım. Aslında sosyal medyada denk geldiğim bir video sebep oldu yazmama. Belki birçoğunuz da denk gelmiştir. Görüntüler, İzmir’in bir köyünde tertiplenen, henüz yedi yaşlarında bir oğlan çocuğun sünnet merasiminden. Amcası, düğüne birkaç kadın dansçı davet etmiş. Bilirsiniz, bizim toplumda dayılar-amcalar erkekliğin (!) önünü açan önemli figürlerdir. Neyse… Görüntülerde dansçı kadın, yer yer kıyafetlerini sıyırarak dans ediyor çocuğun karşısında. Çocuk da eşlik etmeye çalışıyor. Sanırım toplamda üç kadın dansçı var; fakat görüntülere yansıyan sadece birisi. Videonun sosyal mecralarda hızla yayılmasının ardından anne, baba, amca ve dansçı kadın göz altına alınmışlar. Güzel gelişme…

Bu yazının gayesi, sünnetin gerekliliğini tartışmak değil; fakat penis ucundaki deriye yapılan operasyonun neden bir şenlikle kutlandığını tartışabiliriz. Oğlan çocuklarının sünnet kıyafetlerini, oturtuldukları tahtı, düğün arabalarının üzerine ya da davetiyelere yazılan yazıları da…

Geçtiğimiz günlerde sünnet arabalarının arkasındaki yazılardan birkaçını gördüğümde dehşete düşmüştüm:

  • Hepsini kestirmedim. Kalanı Fenerbahçe’ye yeter.
  • Üzülmeyin kızlar hepsini kestirmedim.
  • Üzülmeyin kızlar, gene büyür.
  • Sünnetimde attığım çığlıklar, attıracağım çığlıkların teminatıdır.

Sünnet merasimleri ile ilgili internette bilgi ararken sünnet edilme esnasında ağlamayan çocuklara verilen “erkeklik tescil belgesi” diye bir şeyle de karşılaştım. Çocuk cerrahisi uzmanı bir hekimin imzaladığı erkeklik tescil belgesinde şöyle yazıyordu:

……….. Kliniği’nde sünnet edilmiş ve erkekliğe adımını atmıştır. Sağlıklı, mutlu ve erkekçe bir yaşam geçirmesini diler, gözlerinden öperim.

Ne temenni ama değil mi? Erkekçe yaşamak… Hem de bir hekimin kaleminden.

Sünnet, erkekliğe atılan ilk adım gibi anlamlandırılıyor. Çocuğun genitali üzerinde gerçekleştirilen operasyona eşlik eden bu seremoniler, erkek genitalini ve onun temsil ettiği tüm toplumsal ve kültürel anlamları (fallusu) yüceltir niteliktedir. Oysa kız çocuklarının kadınlığa ilk adımı olarak kabul edilebilecek ilk menstrüel kanamaları, böylesi bir şölenle kutlanmaz. Aksine gizlenen, sözü edilmeyen, hastalık diye adlandırılan bir şey değil midir zihinlerde?

Diğer yandan, sünnet; yüceltilen erkek genitaline yönelik fiziksel ve ruhsal sonuçları olan bir kesme, yaralama, sakatlama (mutilation) girişimidir. Bu yönüyle, narsisistik bir zedelenmeye de yol açar. Sünnetin kimi zaman bir tehdit, korkutma ya da gözdağı biçiminde ifade bulduğu örnekler de mevcut. Yetişkinler, oğlan çocuklarını korkutmak için şaka yollu “keserim pipini” demezler mi? Biraz yakından baktığımızda, erkek genitalinin ve üzerine yüklenen tüm toplumsal ve kültürel sermayenin yüceltilmesinin ardında, bir incinebilirlik ve kırılganlık endişesi olduğunu görürüz. Elda Abrevaya, “Maskenin Ötesindeki Erkeklik” başlıklı makalesinde şöyle söyler: “Penis, hem bir gücün hem de kırılganlığın simgesidir: belki penis kırılgan olduğu ölçüde uyarılır ve sergilenir“. Kim bilir belki de tüm bunlar böylesi bir kırılganlığa karşı geliştirilen bir tepki ve telafi biçimidir. Bir sünnet davetiyesinden alıntı yapacağım:

Gelin beni yalnız koymayın,

Kesecekmiş aman şaka sanmayın.

Sünnetim var, yalnız bırakmayın

Biraz korkuyorum, yanlış anlamayın.

O nedenle olsa gerek sünnet davetiyeleri ya da arabalarının üzerindeki yazılarda kesiliyor; ama… gibi başlayan ve devam eden cümleler, alınan narsisistik yaranın telafisine ilişkin bir ifade içerir. “Sünnetimde attığım çığlıklar, attıracağım çığlıkların teminatıdır” yazısında olduğu gibi. Sünnet düğününde “dansöz oynatmak” da böylesi bir telafinin sonucudur aslında. Hissedilen kırılganlığı ötekine yani kadına yansıtarak ve onu aşağılayarak eksik olanı kendinden uzaklaştırmanın bir yoludur.

Son olarak videodaki çocuğun içerisinde bulunduğu psikoseksüel gelişim aralığına da dikkat çekmek isterim. Çocuk, Freud’un latans (gizil) dönem olarak isimlendirdiği dönemin başlarındadır. Ergenlik öncesinde cinsel ve agresif dürtüler karşısında savunmalar geliştirmesinin beklendiği, böylelikle benlik fonksiyonlarının olgunlaşmaya başladığı, öğrenmenin ve toplumsallaşmanın öncelik kazandığı bir dönemdedir yani. Sağlıklı bir ruhsal gelişim için oldukça önemli bir kavşaktadır. Latans dönem çocuğunun, bu dönemde uyaran yükü fazla olan yaşantılara maruz bırakılması, gelişim patikasında (Anna Freud) bir sapmaya ve benlik sınırlarının kapsayabileceğinden fazla yüklenmesine neden olabilir. O nedenle, videodaki çocuğun karşılaştığı bu malzeme onun için oldukça uyarıcı ve ayartıcıdır da. Görüntülerdeki kadının dansı ile çocuğun ona eşlik etmesinin ortaya çıkardığı tablodaki tezat, Ferenczi’nin sözünü ettiği çocuğun şefkat dili ile yetişkinin şehvet dilinin birbirine karışmasına da iyi bir örnektir.

Dr. Aykut Bora
Psk. Danışman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.