Kirpinin Ölümü

Kirpinin Ölümü

Kirpinin Ölümü

Daha önce birçok kez kirpi görmüşüzdür, çoğunlukla da geceleri. Gündüzleri uyuyarak geçirir, geceleri avlanmaya çıkarlar. Bedenlerinin dış yüzeyleri dikenlidir ve dışarıdan bakıldığında genelde dikenli kısımları görülür. Bir tehdit hissettiklerinde dikenlerini bir ok gibi fırlattıklarına dair yaygın bir inanış var; fakat sanırım bu inanış pek doğru değil. Yani aslında kirpiler dikenlerini fırlatmazlar; fakat kendilerine yönelik temas içeren bir saldırıda, dikenler saldırgana batıp, üzerinde kalabilir.

Kirpi görüldüğünde genelde bir tedirginlik hissedilir. Gecenin karanlığında, sessizce ilerleyen dikenli bir hayvan birçoğumuza tekinsiz gelir nedense. Dikenlerini bir ok gibi fırlattıklarına dair inanışta, bu tekinsizliğin payı olsa gerek. Peki, ya dikenlerin altında olanlar…

Arthur Schopenhauer, “Parerga ve Paralipomena” adlı eserinde soğukta üşüyen ve ısınmak için birbirlerine sokulan kirpilerin yaşadığı zorluk ve ikilemi tarifler. Kış günü üşüyen kirpiler ısınmak için birbirlerine sokulurlar; fakat dikenleri canlarını acıtır. Bunun üzerine birbirlerinden uzaklaşırlar. Bu kez de soğuk kendini yeniden hissettirir ve ısınmak üzere birbirlerine yeniden yaklaşırlar. Kirpiler, soğuktan donmak ya da dikenlerin acısına katlanmak arasında gidip gelirler. Bu ikilem, sınırda (borderline) kimselerin yakın ilişkileri hakkında düşünülürken de ödünç alınır. Sınırda kimseler için de mesafe dondurucuyken, yakınlık can acıtıcı olabilmektedir. Kirpiler bana kişilikteki narsisistik yapılanmayı da düşündürür. Narsisistik kimseler de tıpkı kirpiler gibi dışarıdan bakıldığında tehditkâr görünebilirler. Oysa o görünüşün ardında kolaylıkla incinebilen bir yapı gizlidir. Narsisistik kimselerin dikenleri, tıpkı kirpiler gibi, tehdit altında olduklarında onları korumaya yarayan ikincil derileri gibidir.

Mr. Pokee

Kirpiler ve narsisizm arasındaki bu benzetme, sosyal medyada gördüğüm bir kirpinin fotoğrafından sonra aklıma düşmüştü. O fotoğrafla karşılaşana dek bir kirpinin dikenleri altında olan kısmını, bu kadar yakından görmemiştim. Kirpinin görünmeyen yüzünün, dışarıdan bakıldığında görünen o tehditkâr yanıyla hiç ilgisi yoktu. Sosyal medyada bir kullanıcı, adını Pokee koyduğu kirpisini evinde besliyor, onunla seyahatlere çıkıyor ve gerçekliğinden şüphe ettirecek kadar güzel fotoğraflar çekiyordu. Dünyanın dört bir köşesinden takipçileri olan bu sayfayı ben de dostlarıma öneriyor, Pokee’nin bana narsisizmle ilgili düşündürdüklerini konuşmalarımda dinleyiciler ile paylaşıyordum.

Birkaç ay önce Pokee’nin bir enfeksiyon nedeniyle öldüğünü, üzülerek öğrendim. Pokee’nin sahibi, bu üzücü haberi sosyal medya hesabından duyurmuştu. Birkaç gün sonra da aşağıda Türkçe’ye çevirerek paylaştığım şöyle bir mesaj yayınlamıştı:

“Bu süreçte bana fazlasıyla yardım ettiğinizi bilmenizi isterim. Desteğiniz olmadan ne yapardım bilmiyorum. Ailem ve arkadaşlarım benim için buradalar. Benimle ilgileniyorlar ve dikkatimi dağıtmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Hala ağladığım anlar oluyor ve eve giremiyor, fotoğraflara bakamıyorum.

Hemen hepiniz bunun gittikçe hafifleyeceğini söylüyorsunuz ve haklı olduğunuza inanmaktan başka çarem yok. Sizin kendi hikayelerinizi okumak bana çok yardımcı oluyor.

Birçoğunuz Pokee’nin küçük bir melek olduğunu ve yukarıdan beni izlediğini söylüyorsunuz. Bunun doğru olduğuna ve onu tekrar göreceğime inanmalıyım.  Ve Tanrım, bu fikrin beni nasıl mutlu ettiğinden haberin yok. Onu bir kez daha yürürken görmek ve karnına masaj yapabilmek için neler yapardım. Bu satırları yazarken gözlerimden yeniden yaşlar süzülüyor. Bugün annem ve ben, Pokee’yi bir hayvan krematoryumuna götürdük. Pokee, orada yakılacak ve ardından onu evime, ait olduğu yere, götüreceğim. Bir şeyler söylemek için kendimi hazır hissettiğimde de bunu ilk bilen siz olacaksınız.

Küçük Pokee’imi çok özlüyorum ve sizin özlediğinizi de biliyorum. Onu daima kalbimizde saklayacağız ve o içimizde yaşayacak. Üzgün olduğunuzda onun gülüşünü hatırlayın. Kendi başınıza kaldığınızda onun burada bizimle birlikte olduğunu ve sonsuza kadar onu kalplerimizde saklayacağımızı bilin.”

Mr. Pokee

Mesajın tamamını okuduğumda epey hüzünlenmiştim. Ben de kısa bir süre önce kedimi kaybetmiştim. Sanırım bu mesaj kaybıma dair bazı duygularımı da tetiklemişti. Bir yandan da tuhaf, belli belirsiz bir düşünce gelip oturmuştu zihnime. Ardından gelen bir huzursuzluk duygusu… Zihnime gelip çöken bu düşünce kırıntısını öylece bırakmaya, zihnimden savuşturmaya hiç niyetim yoktu. O nedenle izini sürdüm. Şöyle diyordu bana: “bütün bu söylenenler bir kirpi için mi?”

Kedimi kaybettiğimde çok üzülmüştüm. Ailem, dostlarım acımı paylaşıyor, işe yarayacaklarını düşündükleri bazı sözlerle teskin etmeye çalışıyorlardı. Hepsi oldukça iyi niyetliydi. Duyduklarımın bazıları beni yatıştırıyor, bazıları ise hiçbir işe yaramıyordu. Destek olmak isteyen birkaç kişi ise şöyle söylemişti: “Üzülmeyin bu kadar, kedi işte. Sokaklar kedi dolu. Bir tane daha alıverirsiniz.” Bu öyle bir şey değil diyerek kızmıştım onlara. Oysa “bütün bu söylenenler bir kirpi için mi” düşüncesine ne kadar da çok benziyor değil mi?

Karşılaştığım günden bu yana bana birçok şey düşündüren Pokee, ölümüyle birlikte bana yeni bir şey daha düşündürmüş ve öğretmişti. Bizler, acıyı anlamadan önce mukayese ediyoruz. O nedenle; bize makul ve makbul gelmeyenleri, kendimizinkine göre hafif bulduklarımızı anlamakta güçlük çekiyor, acının öznelliğini unutuyoruz. “Beterin Beteri Var” şarkısının sözleri, şu dizelerle başlamıyor mu? “Senin derdin dert midir, benim derdim yanında”.

Diğer yandan, kayıp ve yas sürecine ilişkin yapılan çalışmaların neredeyse tamamının sevilen bir insanın kaybına dair olduğu gerçeği de bununla ilgili değil midir? Oysa kaybedilen, ardından acı duyulan ve yası tutulan “şey” yalnız sevilen bir insan değildir her zaman. Kimi zaman bir hayvan, kimi zaman bir bitki ya da cansız bir nesne kaybedildiğinde de benzer şeyler hissedilemez mi? Öyleyse bir ötekinin acısını duymak ve anlamak; onu bir diğeriyle mukayese etmeden, kendi öznel gerçekliği içerisinde dinleyebilmekle mümkün. Bu; bilgi olarak bildiğim, psikoterapi pratiğimde dikkate aldığım; fakat insan olarak üstünden atladığım bir şeydi. Bunu bana yeniden hatırlatan ise bir kirpinin ölümüydü.

Dr. Aykut Bora

One thought on “Kirpinin Ölümü

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.