ONLİNE PSİKOTERAPİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

ONLİNE PSİKOTERAPİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

ONLİNE PSİKOTERAPİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

İlkokul üçüncü sınıftaydım. Öğretmenimiz tahtanın önünde durup, bize şu soruyu sormuştu: “Çocuklar, sizce bilgisayarlar konuşabilir mi?” Daha önce hiç bilgisayar görmemiştim. Yaşadığımız yerde de kimsenin evinde bilgisayar namına bir şey yoktu. Babamın hala daktilo kullandığı yıllar…

Kimsede çıt yok. Aramızda bilgisayarın adını dahi ilk kez duymuş olanların varlığına bahse girerim. Az sonra cesaretimi toplayıp parmak kaldırdım: “Evet öğretmenim, bilgisayarlar konuşabilir.” Yanıtımın dayanağı, izlediğim bir filmdeki sahneydi aslında. On yaşlarında bir çocuğun masa üstünde duran bilgisayarı ile konuştuğu sahne… Hani olur ya bazı filmlerde cansız nesneler, bitkiler ya da hayvanlar konuşturulurlar. O da öyle bir şeydi. “Doğaüstü” bir olay gibi. Yanıtıma karşılık, öğretmenim hafiften azarlamış, bilgisayarların konuşamayacağını söyleyip ardından da konuyu kapatmıştı.

Bilgisayar ve türevi cihazlarla birlikte internet bağlantısının yaygınlaşması, bireysel ve toplumsal değişimlerin hızına da etki etti. Bugün yapabildiğimiz ve oldukça sıradan gelen birçok şey, seneler öncesi için yalnız bir ütopyaydı belki de. Oysa günümüzde dünya yine aynı hızda dönüyor; fakat üzerinde yaşayan bizler, her geçen gün daha hızlı dönüşüyoruz. Buna ilişkin olumlu ya da olumsuz, destekler ya da eleştirir bir şeyler yazmak değil gayem. Böylesi bir yarılmaya lüzum da yok doğrusu. Yaşamımıza aldığımız ya da zorunlu olarak giren bütün yenilikler, hemen her şeyde olduğu gibi olumlu ve olumsuzu birlikte barındırıyor içinde. Bilgisayarların dünyayı ele geçireceği gibi komplo teorilerine de itibar etmiyorum. Yalnız biyolojik olarak değil, toplumsal ve kültürel olarak da evrimleşiyoruz. İhtiyaçlarımıza göre yeni aletler ediniyor, kimilerini terk ediyoruz. Birçoğunun görünümü farklılaşsa dahi ruhsallığımızda temsil ettiği şeyler hala çok benzer. Örneğin 1600’lü yıllarda yaşamış Evliya Çelebi, bugün yaşasaydı herhalde seyahat blogu yazardı.

Yaşamımıza dahil olan bu yenilikler karşısında bizler, alışkanlıklarımızı güncellemek durumunda kalıyoruz. Kimi zaman uyum sağlayabiliyor, kimi zaman ise eski alışkanlıklarımızda ısrarcı olabiliyoruz. Yenilikler karşısındaki konumumuz, böylesi bir salınım içerisinde devam ederken, bizler yalnız pasif bir konumda etkilenen değil, aynı zamanda belirleyen ve etkileyen de oluyoruz.

Salvador Dali (1931) Persistence of Memory

Bilgisayar, akıllı telefon, tablet, internet bağlantısı, görüntülü ve sesli konuşma gibi olanaklar, mesleğimiz açısından da yeni bir gündem oluşturmuş, alışılageldik psikoterapi pratiğine ilişkin aynı odada bulunma zorunluluğunu tartışmaya açmıştır. Danışan ve terapistin aynı odada olmadığı; telefon, tablet ya da bilgisayarlar aracılığıyla uzaktan etkileşim kurduğu bu pratik, online psikoterapi olarak isimlendiriliyor. Elektronik posta, anlık yazışmalar, sesli ve/veya görüntülü konuşmalar gibi bu pratiğin içerisinde yer alan farklı kanallardan söz etmek mümkün olmakla birlikte, günümüzde en çok Skype ya da Face Time uygulamaları üzerinden sesli ve görüntülü görüşmeler tercih ediliyor.

Bu uygulamalar, özellikle son on yıldır daha sık kullanılmaya başlandı. Meslek elemanları arasında bu gelişmeyi olumlu bulanlar, sert bir biçimde eleştirenler ve çekimser duranlar var. Her geçen gün literatüre, konuya ilişkin yeni katkılar sunuluyor. Hatta psikanalistler ve psikanalitik yönelimli klinisyenler arasında dahi psikoterapi ve süpervizyon seanslarının online ortamda yapılabileceğini düşünenler olduğunu söylemek mümkün. Ben bu yazı kapsamında online psikoterapiyi destekleyen ya da eleştiren bir yerde durmak yerine; soru sormaya, anlamaya ve birlikte düşünmeye ilişkin bir şeyler kaleme alacağım.

Online psikoterapi, güncel teknolojik gelişmelere paralel olarak bir ihtiyacı karşılamaya yönelik ortaya çıkmıştır. Düzenli olarak bir terapisti ziyaret etmesine ilişkin herhangi bir hastalık ya da engeli olan, yaşadığı bölgede yardım alabileceği bir terapist bulunmayan ya da yaşadığı bölgenin dışında bir terapistle çalışmak isteyen, hali hazırda psikoterapi süreci devam ederken zorunlu olarak bir müddet şehir ya da ülke dışında olmak durumunda kalan kimselerin ruhsal destek alabilmesi için bir alan yarattığını söyleyebiliriz. Bu gibi gerekçe ve mazeretleri olmaksızın, yüz yüze çalışabileceği bir terapiste ulaşma olanağı bulunan; fakat iş yoğunluğu ya da başka nedenlerle seanslarını online sürdürmek isteyenler de yok değil. Örneğin; Brottman (2012), başlangıçta yüz yüze çalıştığı; fakat sonraları danışanın talebi ile seanslara online devam ettikleri Nicole adında bir vakasından söz eder. Zor bir hasta olarak meslektaşları tarafından kendisine yönlendirilen Nicole’un seanslarda kendini açmakta, duygularını ifade etmekte ve terapisti ile bağ kurmakta zorlandığını okuyoruz. Kendini daha rahat ifade edebilmek adına seanslarını online sürdürmeyi teklif ediyor ve terapisti de bu konuda onunla iş birliği yapıyor. Brottman (2012)’ın aktardığına göre Nicole, online seanslarda yüz yüze olanlara nispeten, terapisti ile daha yakın bir bağ kuruyor ve duygularını daha iyi ifade edebiliyor. Burada şunu tartışabiliriz: “Acaba Brotmann, Nicole’un direncini çözümlemek için yüz yüze seansları sürdürme konusunda ısrarcı olsa daha mı iyi olurdu?” Buna evet diyenler olacaktır; fakat bu en iyi ihtimalle bir varsayım olurdu. En azından Brottman’ın bizlerle paylaştıklarından biliyoruz ki seansları online sürdürmek Nicole’un yararına olmuştu. Kendisi de psikanalitik yönelimli bir klinisyen olan Brottman (2012), aynı makalesinde meslektaşı Turkle (2004)’dan da bir alıntı yapıyor. Turkle (2004), güncel nesnelerimizden biri olan bilgisayarlara gönderme yaparak, teknoloji odaklı yeni nesne ilişkilerimize ilişkin yeni bir psikodinamik yaklaşıma ihtiyacımız olduğunu söylüyor.

Sigmund Freud’un Londra’daki çalışma odası

Online psikoterapinin, yüz yüze olanın yerine geçebileceği ya da ikisinin aynı şey olduğunu söylemenin mümkün olmadığı düşüncesindeyim. Wang (2015), ikisinin arasındaki benzerlik ve farklılığa işaret eden çok yerinde bir metafor paylaşıyor bizimle. Wang (2015), online terapiyi herhangi bir nedenle memeden beslenemeyen bebeğin biberonla beslenmesine benzetiyor. Elbette meme ve biberon aynı şeyler değildir; fakat kimi zaman bebeğin hayatta kalabilmesi için biri diğerine ikame edilebilir. Buradan hareketle, online psikoterapinin psikolojik destek hizmetlerine ulaşmaya ilişkin yeni olanaklar sağladığını; fakat üzerinde düşünülmesi ve yapılandırılması gereken kimi zorlukları da beraberinde getirdiğini ifade edebilirim.

Online psikoterapide gözetilmesi gereken en önemli şey, yüz yüze psikoterapide de olduğu üzere şüphesiz çerçevedir. Her terapötik çalışmanın kurallar dizini olmakla birlikte, çerçeve özellikle psikanalitik çalışma için olmazsa olmazdır. Çerçeve; danışan ve terapistin yalnız olduğu odanın varlığı, seansların süresi, sıklığı, gün ve saatlerinin sabitliği, seans ücretlerinin ödenmesi, seans içerisinde herhangi bir eyleme dökmenin yasak oluşu, psikoterapi ilişkisi dışında beşerî herhangi bir ilişkinin mümkün olmayışı gibi düzenlemeleri kapsar. Bu yönüyle, çerçeve hem danışan hem de terapist için oldukça koruyucudur ve ruhsal bir çalışma sürdürmeyi mümkün kılar (Quinodoz, 1992). Online psikoterapide de çerçeve sağlam bir biçimde kurulmalıdır. Hatta yüz yüze psikoterapide olmayan; fakat online psikoterapide gereksinim duyulabilecek farklı kimi kurallar da gündeme gelmelidir. Örneğin sesli ve/veya görüntülü olarak gerçekleştirilen seanslara ilişkin ses ve/veya görüntü kaydı alınmaması konusunda danışan ve terapist mutabık olmalıdırlar. Özellikle danışan, görüşmeler esnasında bir başkasının kendisini dinleme ya da izleme ihtimali olup olmadığını iyi değerlendirmelidir. Hem terapist hem de danışan, seanslardan ortaya çıkan yazışmalar ile sesli ve görüntülü malzemenin güvenliğinin sağlanması açısından bu konuda destek sunan yazılımlar kullanmalıdır. Bilindiği üzere, internet ortamında çeşitli ihlaller kolaylıkla gerçekleştirilebiliyor. Bir başka örnek de seans ücretinin ödenmesine ilişkin verilebilir. Yüz yüze psikoterapide danışan seans ücretini terapiste elden öderken, online psikoterapide muhtemelen banka aracılığıyla havale edecektir. Bilindiği üzere psikoterapide para yalnız finansal bir kaynak değildir, karşılık geldiği ruhsal temsiller de psikoterapi açısından oldukça önemli malzemeler sunar. Yüz yüze psikoterapide seans ücretinin görünür alışverişi, bu ruhsal malzemenin çalışılmasını kolaylaştırır. O nedenle, online psikoterapide de paranın ruhsal temsilleri atlanmamalı ve banka kanallarının bir üçüncü olarak nasıl konumlandırılacağına ilişkin iyi düşünülmelidir.

Online psikoterapi ile danışan ve terapistin aynı odada bulunma zorunluluğu ortadan kalksa da online seansların hem terapist hem de danışan için eğer mümkünse sabit odalarda sürdürülmesi gerektiğini düşünenlerdenim. Terapist zaten ofisinde olacaktır, danışan da her seansına mümkünse aynı odadan “bağlanmalıdır.” Böylelikle mekana ilişkin nesne sabitliği azami ölçüde korunmuş olur. Bununla birlikte şu konuya da değinmek isterim: Yüz yüze sürdürülen psikoterapide, yaz tatili ve resmî tatiller dışında kalan her seans gerçekleştirilir. Kimi zaman terapistten kaynaklanan bir zorunluluk nedeniyle seansların olmadığı günler olabilir. Kimi zaman da danışan, dış gerçekliğe ait bir gerekçe ya da bilinçdışı bir etkenle seansına katılmaz; fakat yine de seans ücretini öder. Çerçevenin bu mühim kuralı, danışanın kendine ait alanı oluşturması ve sahiplenmesi, olumsuz aktarımını sürece taşıyabilmesi ve eksikliğe ait olanın çalışılabilmesi için bir olanak yaratır. Diğer yandan terapistin de seans saati ile çakışan herhangi bir zorunluluğu nedeniyle seansı iptal etmesi (eğer beklenmedik bir durum değilse terapist bunu çok önceden danışana bildirir) üzerinde çalışılacak bir yığın ruhsal malzemeyi doğurur. Terapistin olmaması nedeniyle yapılmayan seansların oldukça önemli olduğuna inanıyorum. Olmayan seans, kişide bir yoksunluk yaratır; fakat bu yoksunluk yıkıcı değil, yapıcıdır. Terapistten kaynaklanarak gerçekleşmeyen seans, “doyumun” ertelenmesini mümkün kılan optimal nitelikte bir kırılma yaratır. Tıpkı memeyi arzulayan bir bebeğin, kimi zaman beklemek durumunda kalması gibi. Böylelikle kendisi ile kendisini besleyen nesne arasında bir ayrıma varabilir. Prat (2013)’ın da ifade ettiği gibi: “Çocuk, nesnenin sıkça eksikliğini fark ettiği için kendi bedeninden ayrıştırır.” O nedenle online psikoterapide de yüz yüze psikoterapide olduğu gibi, kimi zaman danışan ya da terapistten kaynaklanan gerekçelerle seansların olmamasına izin verilmesi gerektiğine inanıyor; online araçların sağladığı ulaşılabilirliğin, danışan ve terapist arasında oluşabilecek optimal eksikliklerin önüne geçecek ve bütün boşlukları dolduracak denli bir tümgüçlülüğe dönüşmemesi hususunda uyanık olunmasını öneriyorum.

Online psikoterapiye ilişkin değinmek istediğim diğer bir konu ise danışanın online psikoterapi için uygunluğunun iyice değerlendirilmesidir. Psikotik, ileri düzeyde kişilik bozuklukluğu, alkol ve madde bağımlılığı, kendine ve çevresine zarar verme riski olan danışanlarla yürütülecek online psikoterapi çalışmasının öngörülemeyecek ciddi tehlikeleri olabilir (Bozkurt, 2013).  O nedenle danışanın ruhsal işleyişi ve online psikoterapi için uygunluğu iyice anlaşılmalıdır. Bu bağlamda, eğer mümkünse online psikoterapi sürecine alınacak danışanlarla değerlendirme görüşmelerinin yüz yüze yapılması; değilse de online alanda yapılacak değerlendirme görüşmelerine daha geniş yer ayrılması gerektiğine inanıyorum.

Peki, ya aktarım? Psikanalitik yönelimli psikoterapide en temel unsurlardan biri olan aktarım ve karşı aktarım süreçleri, online psikoterapide de gündeme gelmektedir. Bu konuda görüştüğüm kimi meslektaşlar, online psikoterapide aktarımın gelişmeyeceğini savunurken; aksi yönünde görüş bildiren meslektaşlarım da var. Freud, her iki kişilik alanda aktarımın gelişebileceğini söylüyor. Doğrusunu isterseniz, ben de yüz yüze psikoterapiye nispeten daha güç gerçekleşebileceğini düşünmekle birlikte, online psikoterapide de aktarım ve karşı aktarımsal tepkilerin gelişebileceğine inanıyorum. Yeter ki terapist, aktarım ve karşı aktarımın izini sürmeye istekli olsun.

Son olarak online psikoterapi sürecinde, bazı durumları da karşılaşarak, yaşayarak ve deneyimleyerek öğrenecekmişiz gibi geliyor. Örneğin internet bağlantısı koptuğunda, elektrikler kesildiğinde, ses gelmediğinde ya da görüntü donduğunda neler yapılabileceği gibi. Seans odasındayken terapistin ya da analistin en azından fiziksel olarak orada olduğundan eminizdir. Peki, ya uzun süren bir sessizlikte, terapistin ya da danışanın hala orada mı olduğundan yoksa bağlantının mı “koptuğundan” nasıl emin olacağız?

Dr. Aykut BORA
Psikolojik Danışman

Yararlandığım Kaynaklar

Bozkurt, İ. (2013). Psikolojik yardım uygulamalarında yeni trend: online terapiler. Journal of Human Sciences. 10(2), 130-146.

Brottman, M. (2012). Whereof one cannot speak: conducting psychoanalysis online. The Psychoanalytic Review, 99(1), 19–34.

Prat, R. (2013). Narsisizmin temelinde öteki: erken ilişkisel deneyimlerin doğası. Fiona Faraci (Çev.). içinde Psikanaliz Buluşmaları 7: Narsisizm. İstanbul: Bağlam Yayıncılık.

Quinodoz, D. (1992). The psychoanalytic setting as the instrument of the container function. International Journal of Psychoanalysis, 73, 627-35.

Wang, X. (2015). Online psychoanalytic therapy – some insights from infant observation. Infant Observation, 18(3), 215–227.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.