SIRADANLIĞA ÖVGÜ

SIRADANLIĞA ÖVGÜ

SIRADANLIĞA ÖVGÜ

Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir reklama denk geldim. Reklam, bir özel okulun tanıtımıyla ilgiliydi ve içeriğinde şöyle bir soru yer alıyordu: “Çocuğunuzu hangi okula göndereceksiniz?” Sorunun yanıtı ise iki şıktan oluşuyordu: ilki “özel bir okula” ikincisi ise “kendini özel hissedeceği bir okula”.

Şüphesiz bu tanıtım, bana çağrıştırdığı ve düşündürdüğünden başka biçimlerde de ele alınabilir; fakat benim zihnimde bir süre önce sosyal medyada yayılan başka bir haberle birlikte buluştu. Bahsettiğim haberle hiç karşılaşmamış olanlar için kısaca özetlemek iyi olabilir. Haber, bir havayolu şirketinin uçuşunda, bir saatlik bir gecikme olması nedeniyle bir yolcunun şirket çalışanına yönelik ağır hakaret içeren, hatta nefret söylemi kapsamında düşünülebilecek sözler sarf etmesiyle ilgiliydi. Olay, sosyal medya üzerinden hızlıca yayıldı ve kısa sürede birçok kimsenin tepkisini çekti. Şirket çalışanına destek mesajları yayınlayan ünlüler, vekilliğini üstlenmek isteyen avukatlar, yolcuya yönelik küfür ve hakaret içeren mesajlar yayınlayan diğer kullanıcılar… Farklı üslup ve biçimlerde ifade edilmekle birlikte hemen hepsinin ortak noktası, yolcunun kendini beğenmiş, saygısız, anlayışsız özetle “egolu” biri olmasına gönderme yapmasıydı.

Psikolojinin, terminolojisi günlük dilde en çok kullanılan disiplinlerden biri olduğu şüphesiz. “Ego” da bu kavramların başında geliyor. Birçok kimse kendisi ya da başkalarıyla ilgili “egosu var ya da yok” gibi ifadelere başvurabiliyor. Hatta “benim hiç egom yok” bir tevazu ifadesi olarak sıklıkla kullanılıyor. Türkçe karşılığı “benlik” olan ego, herkesin sahip olduğu ve ruhsallığa ait bir bileşen. Farklılığı yaratan ise söz konusu benliğin nasıl yapılandığı ve işlediği.

Michelangelo Caravaggio, Narcissus

Sosyal medyada karşılaştığım okul reklamına ve havaalanında geçen habere dönecek olursak her ikisi de özel olmak hatta belki fazla özel olmakla ilgili. Hümanist kuramlar; insanı özel, tek ve biricik olarak kabul eder. Burada özelden kastedilen üstün ya da ayrıcalıklı olmak değil; Arapça bir tamlama olan “nev’i şahsına münhasır”daki gibi “kendine özgü” olmaktır. Oysa günümüzde özel olmak, daha çok üstün ya da ayrıcalıklı olmak gibi algılanıyor. Bu algı, çocuk yetiştirme ve anne baba tutumlarına da fazlasıyla etki etmiş durumda. Elbette çocuklar, anne babaları için oldukça önemlidir ve ruhsal gelişimleri açısından düşünüldüğünde kendilerini özel ve değerli hissetmelerinin gerekliliği su götürmez bir gerçektir. Günümüz anne babaları, kendi çocukluklarında duygusal gereksinimlerinin “yeterince” karşılanmadığından, hissettikleri bu eksikliği çocuklarında “fazlasıyla” telafi etmeye çalıştıklarından söz ederler. Onların düşüncelerine değer verdiklerini, evde alınacak kararlarda “onları ilgilendirmese bile” görüşlerini aldıklarını, kendilerini daha mutlu hissetmeleri için her türlü imkânı sağlamaktan geri durmadıklarını, katıldığım toplantılarda ya da bireysel görüşmelerde anne babalardan sıklıkla duyarım.

Yukarıda değindiğim anne baba tutumları elbette yalnız anne babaların kendi çocukluklarındaki doyurulmayan gereksinimlerinden ileri gelmiyor. Eğitim-bilimsel, toplumsal, kültürel, coğrafik ve daha birçok etkenin bir araya gelerek oluşturduğu bir kurgu bu. Bu kurgu, günümüzde çocuklara ve hatta yetişkinlere hemen her şeyi “daha fazla” ya da “en” gibi derecelendirmelerle birlikte sunuyor. O nedenle artık sınırların, sınırlılıkların ve engellenmelerin kabul edilmediği, tüm bunlarla karşılaşıldığında ise öfke ve yıkıcılık ile yanıt verilen bir toplumsal-ruhsal işleyişten söz etmemiz mümkün.

Diğer yandan bunun hakkında düşünmek ve bu işleyişi dönüştürmek de bir o kadar mümkün olabilir. Anne babalar, eğitimciler, ruh sağlığı alanında çalışanlar olarak algılarımızı, düşünce ve tutumlarımızı gayet tabii gözden geçirebiliriz. Belki de çocuklar başta olmak üzere hemen herkesin kendine özgü, farklı ve değerli olduğunu kabul etmenin ve hissettirmenin yanı sıra; sınırları, sınırlılıkları ve sıradanlıkları olan birileri olduğunu kabul etmeye, hissetmeye ve hissettirmeye dair daha çok düşünebiliriz.

Kim bilir, belki de tüm bunlarla başa çıkmanın başlıca yollarından biri de sıradanlığa övgü düzebilmekten geçiyordur.

Dr. Aykut BORA
Psk. Danışman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.