Çocuk Ruhsallığında Nesil Farkının Önemi

Çocuk Ruhsallığında Nesil Farkının Önemi

Çocuk Ruhsallığında Nesil Farkının Önemi

Ebeveyn tutum ve deneyimleri; kişiye, topluma, kültüre, politik düzleme, dönemsel koşullara ve daha birçok etkileyene bağlı olarak değişkenlik gösterir. Günümüzde hızla dönüşebilen ve farklılaşan koşullar, ebeveynlik tutum ve deneyimlerini de etkilemiştir. Geçtiğimiz yüzyılda daha otoriter, baskıcı, cezalandırıcı ve kontrolcü örüntülere sahip ebeveyn tutumlarından söz etmek mümkünken, günümüzde bu tutumların en azından kabul görmediği ve önerilmediğini söyleyebiliriz. Artık çocuğun temel hak ve hürriyetlere sahip bir birey olduğuna ilişkin görüşler daha çok kabul ediliyor. Bu durum; hukuk, eğitim ve ruh sağlığı gibi alanlarda çocuğa ilişkin yeni düşünce ve düzenlemeleri de zorunlu hale getirmiştir. Uygulamada süregelen aksaklıklar olmakla birlikte, günümüzde hakim olan felsefenin çocuğa yönelik hak temelli bir yaklaşıma evrildiğini ve bunun da önemli bir gelişme olduğunu söylemek mümkün.

Çağımızda, otoriter ve baskıcı ebeveyn tutumları, yerini hoşgörülü ve demokratik tutumlara bırakıyor. Bakışıyla çocuğunu korkutan ebeveynler yerine çocuğu ile arkadaş olmaya gayret eden ebeveynlere daha sık rastlıyoruz artık. Bu ebeveynlerin söylemlerinde kendi ebeveynleri ile deneyimledikleri ilişkilerden izlere rastlamak mümkün. Çoğunlukla kendi ebeveynlerinin katı tutumlarından serzenişte bulunur, o tutumu kendi çocukları ile olan ilişkilerinde tekrarlamamak üzere çabaladıklarını söylerler. Eskiyen ebeveyn tutumlarının bir antitezi gibidir kendilerininki.

Kimi ebeveynler, çocukları ile kurdukları ilişkide onları yetişkin gibi konumlandırır. Böylelikle ona daha çok değer verdiğini düşünür. Yakın olmak ya da onu daha iyi anlayabilmek için onunla arkadaş ya da akran gibi ilişkilenir. Çocuğun fikri ya da inisiyatifi olmayan konularda dahi onun fikrine başvurarak demokratik bir tutum sergilemeye çabalar. Çocuktan gelen soruları, bir yetişkinin zihnine hitap ediyor gibi yanıtlar. Bir seminerimde katılımcı babalardan biri şöyle söylemişti: “Çocuğumun bana sorduğu sorulara tıpkı bir yetişkine anlatır gibi yanıt veriyorum; çünkü onun her şeyi bilmeye hakkı var. O bir birey.”

Çocuklar; yetişkinler tarafından gözetilmesi gereken temel hak ve hürriyetlere sahip bireylerdir; fakat henüz yetişkin değillerdir. Hak temelli bu yaklaşım çocuğu; fiziksel, ruhsal ve toplumsal açıdan korur ve kapsar. Devlet, toplum ve ebeveynleri de dahil olmak üzere çocukla teması olan her yetişkin bu bakış ile çocukla ilişki kurmalıdır; fakat bir koşul ile: “Onun çocuk olduğunu unutmadan.”

Demokratik ve hoşgörülü bir ebeveyn olmaya ilişkin yoğun çaba, çocuğu ilişkide adeta bir yetişkin gibi konumlandırdığı gibi onunla arkadaş olmaya çabalamak da ebeveyni çocuksu kılar. Bu durum, aile içerisinde nesiller arası farklılığı belirsizleştirir ve çoğu zaman ortadan kaldırır. Oysa çocuğun karakter ve ruhsal örgütlenmesinde nesil farkını tanımasının önemi büyüktür. Bu farklılığın silindiği aile örüntülerinde çocuk sınırları içselleştiremez. Ebeveyn, yetişkin kalarak da çocuğa alan açan, onu kabul eden, destekleyen; kimi zaman da sınırlandıran ve düzenleyen bir konumda ilişkilenebilir. Çocuklar, ebeveynlerinin arkadaşlığına değil; rehberliğine gereksinim duyarlar. Nesil farklılığının silikleşmesi ise çocuğa düzenleyebileceğinden daha fazlasını yükler. Oysa Winnicott’a göre sağlıklı olan altı yaşında altı; on yaşında ise on yaşında olmaktır.

Uzun süre izlediğim on yaşlarında bir oğlan çocuğu, oturduğu koltukta gerinerek anne babası hakkında şöyle söylemişti: “Ben olmasam o lokantayı çoktan batırırlardı.”

Aykut Bora, PhDc
Uzm. Psk. Danışman

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir