İlişkilerde Güven Algısı

İlişkilerde Güven Algısı

İlişkilerde Güven Algısı

Güven, yaşamdaki en temel gereksinimlerin başında gelir. İnsan yavrusunun, dış dünyaya ve başlangıçta onun temsilleri olan bakım verenlerine duyduğu güven, hayatta kalmasını mümkün kılar. Yeterince iyi bakım verenler tarafından sağlanan güvenlik algısı, sağlıklı bir kendilik organizasyonu için de kolaylaştırıcıdır.

Bağlanma teorisyenleri, sağlıklı bir ruhsallık için yaşamın ilk yıllarında gerçekleşmesi beklenen güvenli bağlanma örüntüsünün önemini vurgularlar. Yaşamın bilhassa ilk yılında; eşduyumlu, gereksinimleri karşılayan, ıstırabı dönüştürüp dindirebilen, kestirilebilir, tutarlı, yeterince iyi bakım verenler güvenli bağlanma örüntüsünü kolaylaştırır. Bunun aksi ise, büyük olasılıkla, yaşamın erken örselenmelerine yol açar ve bağlanma teorisyenlerinin ifade ettikleri gibi güvensiz bağlanma örüntüleri oluşturur. Güvensiz bağlanma ise kimi zaman endişeli, kimi zaman saplantılı, kimi zaman da yakınlıklardan yalıtılmış görünümlerde karşımıza çıkar.

Yaşamın erken yıllarında temellenen bu bağlanma örüntüleri gelecek yıllardaki ilişkilerde de belirleyicidir. Bilhassa kişiyi yaşamın erken dönemlerinde örseleyen ve güven duygusunu sarsan ilişkilenmeler, ilerleyen yıllarda aktarım aracılığıyla yakın ilişkilerde yeniden yaşantılanr. Freud’un ifadesiyle, bu yineleme zorlantısı bilinçdışı gerçekleştiği için kişi, kendisini yeniden örseleyen kişilerle neden tekrar tekrar ilişkilendiğini anlamlandıramaz. Birçok kimse bu yinelemeyi rastlantı olarak anlamlandırır. Oysa burada bilinçdışı bir seçim ve yineleme söz konusudur.

Bu yineleme, duygusal yakınlığın olduğu ilişkilerde daha belirgindir. Birçok kimse farkında olmadan yaşamına kendilerini örseleyen, öngörülemez, tehditkar ve tekinsiz kimseleri dahil eder. Böylece erken döneme ait örselenmeler yinelenmiş olur. Bu ilişkilerin sonlandırılması da bir o kadar güçtür. Sonlandırılsa dahi bir müddet sonra benzer nitelikte yeni bir partnerle senaryo başa sarılır. Bu döngüde, başka bir yaşam senaryosunun mümkün olabileceğine ilişkin inanç söz konusu değildir.

Bu yönüyle, yaşamdaki örseleyici yinelemeler mitolojik bir hikayeyi de akla getirir. Sisyphos, koca bir kayayı tepenin zirvesine dek taşımaya mahkum edilmiştir. Kayayı binbir güçlükle tepeye ulaştırdıktan sonra, kaya tepenin diğer yanına doğru hızla yuvarlanır. Sisyphos, kayayı yeniden tepeye doğru taşır; fakat yine tam tepede iken kaya, büyük bir hızla aşağıya doğru düşer. Sisyphos’un tükenmez mahkumiyeti böylece tekrarlayan bir döngüde sürüp gider.

Yakın ilişkilerde tekrar eden bu yaşam senaryosu, çoğu zaman tehlikeli boyutlara ulaşabilir. Günümüzde birçok kadın, yakın ilişkilerinde bedensel ve ruhsal dokunulmazlıklarını ihlal eden şiddet biçimlerine maruz kalıyor. Hemen her gün basında yer alan şiddet ve cinayet haberleri, şiddetin boyutlarının yaşamı tehdit eder düzeye ulaştığının göstergesi. Peki, bu tehdidi öngörmek olanaksız mıdır?

Şiddet de yineleyen bir döngü ile sürer. Gerginlik tırmanır, şiddet eyleme dökülür ve ardından gelen pişmanlıkla bir balayı evresi yaşanır. Balayı evresinde şiddetin bir daha yaşanmayacağına ilişkin bir kanı hakimdir. Oysa gerginlik yeniden tırmanır ve şiddet eylemleri artarak devam eder.  Her şiddet eylemi, daha yıkıcı bir yenisinin olacağının habercisidir. Şiddet, ancak böyle okunursa gelecekteki tehlikeleri öngörmek mümkün olabilir.

İlişkilerde güvenden söz ederken akla çoğunlukla sadakat gelir. Oysa güven, sadakatten daha fazlasıdır. Güven, ilişkide bedensel ve ruhsal olarak emniyette hissetmektir. Kişiyi bedensel ve ruhsal olarak tehdit eden, tehlike altında hissettiren ilişkilerde gerçek bir yakınlıktan söz etmek olanaksızdır. Ruhsal ve toplumsal kimi faktörler, böylesi ilişkileri sonlandırmayı zorlaştırabilir. Yukarıdaki satırlarda değinilen örselenmelerin bilinçdışı yinelenmesi, şiddetin döngüsel dinamiği, özdeşimler, yaşantılar, öğrenmeler ve daha birçok ruhsal etkenin yanı sıra toplumsal, kültürel ve politik birçok etken de ilişkilerin tehlikelere rağmen sürmesine neden olabilir. Gelinlikle giren kefenle çıkar, ya benimsin ya da toprağın, kız çocuğu ya er koynunda ya yer koynunda, kocanın vurduğu yerde gül biter, seven insan kıskanır ve daha nicesi şiddetin ve örselenmenin yinelenmesinde etkili toplumsal ve kültürel bakışı yeterince özetler.

Örselenmelerin, şiddetin, tehdit ve tehlikelerin yinelendiği ilişkileri sonlandırmak, ruhsal ve toplumsal kimi etkenler nedeniyle zor olsa da olanaksız değildir. Bir ruh sağlığı çalışanından destek almak, kamu ya da sivil toplum kuruluşları ile iletişime geçmek, danışmak, dayanışmak bu döngünün kırılmasını kolaylaştırabilir.

Son olarak: all you need is love but first; safety!*

*Tek ihtiyacın olan aşk; fakat önce güven!

Aykut BORA, PhDc
Uzm. Psk. Danışman

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir