Duygusal Yeme

Duygusal Yeme

Duygusal Yeme

Duygusal yeme, olumsuz duygularla baş edebilmek için açlık hissedilmeyen zamanlarda yemek yeme davranışı olarak tanımlanabilir. Yemek yemenin verdiği haz kişiye geçici bir rahatlama sağlar ve kişi olumsuz duygularından bir süreliğine uzaklaşmış olur. Örneğin; yetiştirmesi gereken bir işi olan ve çok stresli hisseden biri, işi bir kenara bırakıp çikolatalı pasta sipariş etme isteğiyle dolabilir. Pastayı sipariş edip yemenin verdiği haz ise yerini suçluluk ya da utanç gibi olumsuz bir duyguya bırakır, çünkü aslında aç olmadığını veya geç bir saatte pasta yediğini, iş yetiştirmenin stresinin hala devam ettiğini fark edebilir. Bu olumsuz duygularla başa çıkabilmek için buzdolabını açıp duygusal yeme davranışını tekrarlayarak bir döngü içerisine girebilir. Aslında, bu kısır döngüyü devam ettiren olumsuz duygularla baş edebilmek için yemek yeme yerine koyulabilecek başka bir alternatifin olmamasıdır.

Tok olmasına rağmen kişi yeme isteğini durduramıyorsa, yiyecekleri –özelikle tatlı, şekerli- duygularını düzenlemek amacıyla kullanıyordur diyebiliriz. Aç olmamanıza rağmen canınız aniden bir şey çektiğinde neye ihtiyacınız olduğunu kendinize sorabilirsiniz. Gerçekten o çikolatayı mı yemek istiyorum, yoksa başka bir şeye mi ihtiyacım var? Ne hissediyorum? Bu çikolatayı yemek hangi duyguma iyi gelecek? Duygu düzenleme üzerine yapılan çalışmalar, sadece yeme bozukluğu olan bireylerin değil, normal kilodaki sağlıklı bireylerin de yiyerek duygularını düzenlediklerini göstermiştir (Macht & Simons, 2000). Örnek olarak; evde yalnız ve canı sıkılmış birinin pizza sipariş etmesi, sınava çalışan birinin kaygısından ötürü evdeki bütün çikolata ve tatlıları yemesi, kendisini üzgün hisseden birinin dondurma kutusunu alıp kaşıklamaya başlaması verilebilir. Bütün bu yeme davranışlarının kökeninde fiziksel değil duygusal bir açlık vardır denilebilir. İlişkisel açıdan bakarsak eğer, birey ilişkilerinden alamadığı hazzı, rahatlamayı ve mutluluğu yiyeceklerden karşılıyor olabilir.

Teorik Açıklamalar

Kısıtlama Teorisi

Aile, sosyal çevre ve medyanın etkisiyle oluşan zayıf olma ideali içselleştirildiğinde, kişi kendi bedeninden memnun olmayabilir, katı diyetler uygulayabilir ve bunların sonucunda yaşanan olumsuz duygulanım ile başa çıkabilmek için duygusal yeme davranışı sergileyebilir (Stice, 2002; akt: Sevinçer & Konuk, 2013). Kısıtlama teorisine göre, katı bir diyet yapan kişi kendisine yemek konusunda izin verdiğinde kontrolünü kaybedebilir, beyindeki kıtlık algısından dolayı ihtiyacından fazla besin alabilir. Yeme üzerinde kontrol kaybı yaşayan kişi suçluluk duygusu içerisinde yemeye devam edecektir.

Psikosomatik teori

Psikosomatik teoriye göre; erken dönemde yeme ile sakinleşebileceğini öğrenen bebek, ilerleyen yıllarda nasıl ki açlık hissini yemeyle yatıştırabiliyorsa, kaygısını ya da yaşadığı stresi de yemek yeme ile yatıştırmaya çalışır. Bruch’a göre (1996; akt: Sevinçer & Konuk, 2013), ihtiyaçları bakım verenleri tarafından fazlasıyla karşılanan bebeğin açlık hissetmesine fırsat verilmediği için, ilerleyen dönemlerde kişi açlık-tokluk gibi içsel uyaranlarının farkına varmakta güçlük çekecek ve her türlü olumsuz duygusuyla yemek yiyerek baş etmeye çalışacaktır.

Kaçış Teorisi

Kaçış teorisine göre ise, kişi benliğine dair olumsuz bir farkındalıktan ve bu farkındalığın etkilerinden kaçınmak için dikkatini bir dış uyaran olan yemeğe yönelterek duygusal yemeye başvurur (Spoor vd., 2007). Örneğin; size sürekli bir şeyleri ertelediğinizi söyleyen bir arkadaşınızı dinlemek istemeyebilirsiniz, kendi benliğinizin olumsuz taraflarıyla yüzleşmek hoşunuza gitmeyebilir ve çözümü yemek yemekte arayabilirsiniz.

Duygusal Yeme Davranışının Kökenleri

Diyet, spor, eve sağlıksız besinler almamak ya da düzenli öğünler yemek işe yaramıyorsa duygusal yeme davranışının kökeninin araştırılmasında fayda vardır. Erken dönemde karşılanmamış temel duygusal ihtiyaçlar, kendiliğe dair olumsuz düşünceler ve inançlar, olayları ve durumları algılama ve yorumlama şekli duygusal yeme davranışının ortaya çıkmasında büyük bir role sahiptir. Ebeveynler tarafından görülmemek, önemsenmemek, ihmal edilmek, eleştirilmek, olduğu gibi kabul edilmemek, alay edilmek, güvende hissedememek ve ebeveynlerin ihtiyaç duyulduğunda yanında olup olmayacağından emin olamamak temel duygusal ihtiyaçların karşılanmadığı durumlara örnek olarak verilebilir; birey için en temelde değersizlik, yetersizlik ve çaresizlik duygularının oluşmasına sebep olabilir.  Örneğin; duygularını ifade etmeye çalıştığında utandırılmış, önemsenmemiş ve görülmemiş biri duygularını düzenlemek için yemeye başvurabilir çünkü yemek sakinleştirir, gerginliği azaltır ve haz verir. Başka bir örnekle, çocukluğunda çok fazla eleştiriye maruz kalmış bir kişi kendisini yetersiz-başarısız hissedebilir ve günlük yaşantısında birçok durumu kendi başarısızlığı olarak yorumlayabilir, hayal kırıklığı, utancı veya üzüntüsü ile ancak tatlı bir şeyler yiyerek başa çıkabiliyor olabilir. Soğuk ve reddedici ebeveynleri olan bir çocuk ise alamadığı sevginin, ilginin ve bakımın yarattığı duygusal boşluğu yiyeceklerle doldurmayı öğrenmiş olabilir, yetişkin dönemde de aynı şekilde kendisini mutlu etmeye ve iyi hissetmeye çalışıyor olabilir.

‘Duygusal Yeme’ye Alternatifler

Farkındalıkla Beslenmek

Son yıllarda sıkça kullanılan bilinçli farkındalık (mindfulness) kavramı; bireyin kendi duygularını, düşüncelerini, bedensel duyumlarını ve çevresinde olan biteni şu an da fark etmesi, yargılamadan, kabul ederek temas halinde olmasıdır. Bilinçli farkındalık temelinde oluşmuş alanlardan birisi olan farkındalıkla beslenme; besinlere beş duyuyla temas etme, sadece yemeğe odaklanarak yavaş bir şekilde yeme, yemeğin tadını fark etme, açlık sinyallerini fark etme, yemeğin tabağa gelene kadarki öyküsünü düşünme gibi alıştırmalardan oluşur. Hanh (2016), farkındalıkla beslenmenin neyi ne kadar yiyeceğimizi bilmemizi ve besinlere temas etmemizi sağladığından bahsetmiş, ayrıca besinlere tüm duyularımızla ve tüm dikkatimizle temas ettiğimizde bütün evrenle temas edeceğimizi ve bunun büyük bir haz kaynağı olduğunu belirtmiştir.

Hanh (2016), “Bizim Dünyamız” isimli kitabında farkındalıkla beslenmeden bahsettiği kısımda duygusal yeme mekanizmasından ve Buda’nın öğütlediği alternatif davranışlardan bahsetmiştir. “Hepimiz bazen buzdolabını açıp, sağlığımız için zararlı bir şey çıkarırız. Bunun farkına varacak kadar akıllıyız, ama yine de yemeye devam eder ve içimizdeki huzursuzluğu bastırmaya çalışırız. Ama aslında içimizdeki endişeyi ve kaygıyı unutmak üzere tüketiriz. Buda’nın öğütlediği davranış şekliyse, kaygı ve korku hissettiğimizde bunu bir şeyler tüketerek örtbas etmeye çalışmamaktır. Bunun yerine, farkındalık enerjisinin ortaya çıkması için farkındalıkla yürüme ve farkındalıkla nefes alma alıştırması yapın ve size acı veren durumla başa çıkması için bu enerjiyi çağırın. Aksi takdirde, içimizdeki korku ve endişeyi alt edebilmek için yeterli farkındalık enerjisini bulamaz ve negatif duyguları bastırmak için bir şeyler tüketip dururuz. “

Hareket Etmek

Duygular bedenimizde başlar ve bedenimizden beynimize giden sinyaller bedensel durumumuzu, duygularımızı ve düşüncelerimizi etkiler. Olumsuz duygular hissettiğimizde beynimizin bütünleşmesinde yani entegrasyon sürecinde kesintiler oluşabilir ve bedenimizi hareket ettirmek tüm benliğimiz içerisinde bir bütünleşme sağlamamızı kolaylaştırır. Araştırmalar, fiziksel durumumuzda yaptığımız değişikliklerin duygu-durumumuzda da değişiklikler yarattığını göstermektedir (Siegel & Bryson, 2016). Gergin, kaygılı, üzgün ya da öfkeli hissettiğimizde spor yapmak belki de kısa bir yürüyüş, koşmak, evde gevşeme egzersizleri yapmak bedenimizi hareket ettirmemizi sağlar ve kendimizi daha sakin ve dengeli hissederiz.

Eda YILMAZ
Uzm. Klinik Psikolog 

Kaynakça

Hanh, T. N. (2016). Bizim Dünyamız, Bir Zen Rahibinin Barış ve Ekoloji Hakkındaki Düşünceleri (2. Baskı). (Çev: D. Tığın Hakman). Ankara: Sinek Sekiz.

Macht, M. & Simons, G. (2000). Emotions and eating in everyday life. Appetite, 35, 65-71.

Sevinçer, G. M. & Konuk, N. (2013). Emosyonel yeme. Journal of Mood Disorders, 3, 171-178.

Siegel, D. J. & Bryson, T. P. (2016). Bütün-Beyinli Çocuk. (Çev: H. Ünlü Haktanır) İstanbul: Koridor.

Spoor, S. T., Bekker, M. H., Van Strien, T., & van Heck, G. L. (2007). Relations between negative affect, coping, and emotional eating. Appetite, 48(3), 368-376.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir