Beyin İçinde Bütünleşme

Beyin İçinde Bütünleşme

Beyin İçinde Bütünleşme

Beynimiz, sadece çocuklukta değil tüm hayatımız boyunca şekillendirilebilen ve değişebilen bir yapıdır. Beynimizi şekillendiren ise deneyimlerimizdir. Her yeni deneyim beyin hücrelerimiz arasında yeni bağlantılar oluşmasını sağlar. Beynin farklı bölümleri arasında bağlantılar kurulmasını sağlayacak deneyimler ile beyin entegre hale gelir. Beynin farklı bölümleri böylelikle birlikte çalışabilir duruma gelirler. Örneğin; bir orkestrada birçok farklı müzik aleti bir arada uyum içerisinde çalınıyorsa, beynin farklı bölümleri de uyum içerisinde her bölümün kendi başına yapabileceklerinden fazlasını yapabilirler.

“İyi Hissetme Nehri”

Siegel ve Bryson (2016), akıl sağlığını iyi hissetme nehri içinde kalabilme yeteneği olarak tanımlamışlardır. Herkesin kendisine özgü bir kanosu olduğunu ve kendilerine ait bir iyi hissetme nehri içerisinde yolculuk ettiğini varsayarlar. Kişi kendi kanosunda suyun üzerinde huzurlu, iyi ilişkiler içerisinde, esnek ve istikrarlı hisseder. Ancak; nehrin bir yakası kaos, diğer yakası ise katı düzeni temsil eder. Kaos yakası hiçbir kontrolün olmadığı, kafa karışıklığının ve karmaşanın hakim olduğu aşırı bir uçtur, katı düzen yakası ise hoşgörüsüzlüğün ve aşırı kontrolün hüküm sürdüğü diğer bir aşırı uçtur. Zaman zaman bu iki yakadan birine fazlaca yaklaşılabilir, bunun sebebi ise beynin entegrasyon sürecinin kesintiye uğramış olmasıdır. Peki, iyi hissetme nehrinde uyum ve huzur içerisinde kalmaya nasıl devam edilir?

Beynimizin Sol ve Sağ Yarımküreleri

Beynimiz iki yarımküreden oluşur; beynimizin sol tarafı düzeni seven, mantıksal, gerçekçi ve sözcükleri kullanan tarafken, beynimizin sağ tarafı ise daha sezgisel ve duygusal, bütüncül, sözel olmayan (göz teması, beden dili, ses tonu, jest ve mimikler) taraftır. Beynin iki yarımküresinin birlikte çalışması daha anlamlı ilişkilerin olduğu yaratıcı ve dengeli bir hayat yaşamımızı sağlar. Diğer bir ifadeyle iyi hissetme nehrinde kalmamızı sağlar.

Öncelikle bu iki yarım kürenin entegre olmadığı hali düşünelim. Beynimizin sağ tarafı bize hakim olursa; duygular, imgeler, anılar ve bedensel duyumlar içerisinde kalır adeta boğuluruz. Bunları sözel bir şekilde dile getiremeyiz çünkü beynin sol tarafının mantıksallığını o esnada harekete geçiremeyiz. Beynimizin sol tarafı bize hakim olduğunda ise; sadece mantığın olduğu, kontrol edilebilen, sığınmanın daha kolay ve güvenilir olduğu fakat duygusal açıdan çorak bir yerde kalmış oluruz. İyi hissetme nehrinin yakalarına tekrar değinecek olursak; nehrin kaos yakası beynimizin sağ tarafının hakim olduğu, duygularla baş edilemeyen, karmaşık bir yerken, nehrin katı düzen yakası ise beynimizin sol tarafını temsil eden, duyguların inkar edildiği, mantığa sığınılan, kontrolcü ve öngörülebilen bir yerdir (Siegel ve Bryson, 2016). Örneğin; bir arkadaşınız sizin de istediğiniz bir işe kabul edildiğinde eğer aniden öfke krizine giriyorsanız, kontrolden çıkmış gibi davranıyorsanız ve duygularınız çok yoğunsa beyninizin sağ tarafının etkisi altındasınızdır demektir. Diğer bir yandan, eğer çok da önemsemediğinizi zaten orada çalışmak istemediğinizi söylüyorsanız duygusal açıdan çorak olan sol beyniniz sizi ele geçirmiş demektir.

Duyguları dinlemenin zayıflık ya da duygulara yenilmek olduğunu düşünen bir kişi güçlü görünmek için mantığıyla hareket edebilir, duygularını korkutucu buluyor olabilir, duyguları bir kez ortaya çıkarsa kontrolünü kaybedeceğine ve çok daha kötü hissedeceğine inanıyor olabilir. Fakat inkar edilen duygular, görmezden gelindikçe azalmaz, aksine birikir ve daha yoğun bir hale gelir. Duygular yoğunken, çok üzgünken, acı çekerken mantık adeta bir duvara çarpar ve hiçbir işe yaramaz. Nasıl ki birisinin size “Boşver, üzülmene değmez, geçer, unutursun.” demesi hiçbir işe yaramıyorsa, kendi kendinize bunu demek de işe yaramaz. Diğer bir yandan duygularıyla hareket eden mantığını devreye sokmayan kişi ise merak eder, merak ettiğinin peşinden gider, sonucunu düşünmeden istediklerini yapar, düşer, kalkar, neşeyi de acıyı da çok yoğun hisseder, adeta yerinde duramayan bir çocuk gibidir. Beynimizin sadece bir tarafını kullanmak -sadece duyguları ya da mantığı seçmek- benliğimizin de sadece bir kısmına sahip çıkıp diğer bir kısmını yok saymak gibidir. Peki, beynimizin her iki tarafını nasıl kullanacağız?

Sol ve Sağ Beynin Entegrasyonu

Öncelikle beyninizin sağ tarafındaki yoğun duygulara temas ederek, bağ kurarak, kendinizi anlamaya çalışarak işe başlayabilirsiniz. Düşünün ki, hissettiğiniz yoğun duyguları söze dökemiyor, kimseye anlatamıyor hatta kendinize bile itiraf edemiyorsunuz. Eğer anlatırsanız iyice o duyguların sizi ele geçireceğine inanıyorsunuz. Kendinizi bu kadar katı bir şekilde kontrol etmek çok zorlayıcı ve yorucu değil mi? Eğer ki hissettiğiniz duyguyu fark edip, kendinizi eleştirmeden kabul edip, kendinize şefkat gösterirseniz duygusal yoğunluğunuz da biraz olsun azalır ve böylece beyninizin sol tarafını kullanmaya başlayabilirsiniz. Sözel olan sol beyin sayesinde, duygularınız hakkında konuşabilir ya da yazabilir, duygularınıza bir ad verebilirsiniz. Acı veren deneyimlerinizle ancak onları ifade ettiğinizde hesaplaşabilirsiniz ve böylece daha az acı verici olurlar.  Araştırmalar günlük tutmanın, acı verici bir olay hakkında konuşmanın ve duygulara bir ad vermenin ruhsal iyileşme için büyük ölçüde etkili olduğunu, sağ beyindeki yoğun duygusal aktiviteyi yavaşlattığını göstermektedir (Siegel ve Bryson, 2016).

Sol ve sağ beynin entegrasyon süreci açısından psikoterapiye bakacak olursak; terapist öncelikle danışanın beyninin sağ tarafıyla bağ kurar ve danışan anlaşıldığını, yargılanmadığını, hissedildiğini hissettikçe duygularıyla ilgili konuşmaya hazır olur ve acı verici duyguları hakkında konuştukça, kendi kimliğindeki inkar edilen tarafları kabul etmeye başlar. Terapi süresi içerisinde, danışan kaosa ya da katı düzene savrulduğu zamanları fark eder, bu deneyimleri hakkında konuşarak bunları anlamlandırır ve beyninin hem rasyonel hem de duygusal taraflarının farkında olarak birlikte uyum içinde kullanmaya başlar. Böylelikle, iyi hissetme nehrinde kalabilme becerisini arttırmış olur.

Beynin Entegrasyon Sürecinde Ebeveynin Rolü

Ebeveynlerin çocuklarıyla ilgili karşılaştığı problemler –örneğin çocuğun öfke krizi gibi- çocuğun beyninin henüz entegre olamamış olmasıyla ilgilidir. Yirmili yaşların ilk kısmına kadar beynin tam anlamıyla gelişmiş sayılamayacağını düşünürsek, bir çocuğun beyninin gelişmesi için önünde uzun bir zaman vardır. Bu aşamada çocuğun entegrasyon sürecini kolaylaştırmak ebeveynlere düşmektedir. Siegel ve Bryson’ın “Bütün-Beyinli Çocuk” adlı kitabı, ebeveyn ve çocuk arasında yaşanan her türlü krizin aslında çocuğun beyninin gelişimi için bir fırsata dönüştürülebileceğinden bahseder, beynin entegrasyonu için çeşitli stratejileri örneklerle ve çizgilerle anlatır.

Acı verici ve yoğun duygular hakkında konuşmanın bu duyguları daha dayanılmaz yapacağına dair kaygıdan ötürü birçok insan duyguları hakkında konuşmaktan kaçınır. Özellikle ebeveynler, çocuğun yaşadığı duyguya bir anlam verdikleri zaman çocuğu daha kötü etkileyeceğini düşünürler ve çocuğu o duygudan uzaklaştırmaya çalışırlar fakat çocuk daha çok üzülür (Yavuzer, 2017). Çocuğun asıl ihtiyacı neler olduğunun anlamlandırılmasıdır. Ebeveynin çocuğa yaşadığı durumu anlatması, çocuğa tekrar tekrar anlattırması ve duygularının adını koymasını sağlaması, kısacası daha çok sağ beyninin etkisi altında kalan çocuğun sol beynini kullanması için çocuğa yardımcı olması, çocuğun bu durumu işlemden geçirmesini ve kendisini daha rahat hissetmesini sağlar.

Eda YILMAZ
Uzm. Klinik Psikolog 

Kaynakça

Siegel, D.J. & Bryson, T.P. (2016). Bütün-Beyinli Çocuk. (Çev: H. Ünlü Haktanır) İstanbul: Koridor

Yavuzer, H. (2017). Çocuk Eğitimi El Kitabı (36. Basım). İstanbul: Remzi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir