Rüyalar ve Psikoterapi

Rüyalar ve Psikoterapi

Rüyalar ve Psikoterapi

Rüyalar çok çeşitli içeriklere sahip olabilir; günlük yaşantılar, unutulmuş anılar, problem yaşatan durumlar içeren rüyalar, öfke, kaygı gibi duyguların hakim olduğu rüyalar, cinselliğin ön plana çıktığı rüyalar, gelecekle ilgili olan rüyalar örnek olarak verilebilir. Nörofizyolojik bir bozukluk söz konusu değilse uyuyan herkes rüya görür, rüya görmediğini söyleyen kişiler ise aslında gördükleri rüyaları hatırlamamaktadır.

Rüyalara Kuramsal Bakışlar

Freud’un Rüya Kuramı

Freud’a göre rüyalar, bilinçdışındaki çocuksu arzular ile üstbenlik kısıtlamaları arasındaki çatışmaların idare edilmesine hizmet ederler. Freud’un rüya kuramında ortaya koyduğu ilk tez, rüyaların açık ve gizli içeriğinin olduğudur. Rüyayı gören kişinin anlattığı kısımlar açık içeriği oluştururken, serbest çağrışımlar ile birlikte çözülen ve rüyanın anlamını belirginleştiren kısımlar ise gizli içeriktir. İkinci tezi ise rüyaların bastırılmış arzuların kılık değiştirilmiş bir halde doyurulması olduğudur. Arzular bazı rüyalarda kolayca fark edilebilirken, bazı rüyalarda kılık değiştirmiş ve anlaşılmaz halde bulunurlar. Üçüncü tez ise, rüyalarla çalışmanın kişinin kullandığı mekanizmaları aydınlatması ile ilgilidir. Bu mekanizmalar; yoğunlaştırma, yer değiştirme, temsil edilebilirlik, rüya içeriğinin ikincil gözden geçirilmesi ve dramatikleştirmedir. Yoğunlaştırma mekanizması adeta bir mıknatıs gibi imgeleri, düşünceleri ve fantezileri bir araya toplar ve rüyadaki her bir elemanla ilişkilidir. Yer değiştirme mekanizması ise rüyadaki arzunun gizlenmesinde ve tanınmaz hale gelmesinde rol oynar. Temsil edilebilirlik ve dramatikleştirme mekanizmaları ise rüyada görülenlerin eyleme dökülmesidir. Son olarak rüya içeriğinin ikincil gözden geçirilmesi mekanizması ise rüyadaki boşlukların doldurulması ve rüyanın tutarlı bir senaryo haline getirilmesi ile rüyanın asıl anlamının yitirilmesidir. Dördüncü teze göre, rüyalar bir önceki gün olan olayları içerir, Freud bu kavrama “günün kalıntıları” adını vermiştir. Beşinci tez, rüyalardaki sansürün rüyanın çarpıtılmasına sebep olduğudur. Freud, rüyalardaki sansürün çocuksu cinsel arzularla ilişkili olduğunu öne sürmüştür. Altıncı tez ise, rüyalardaki simgelerin sansürlenenlerin anlaşılmasına yardımcı olduğudur. Rüyalardaki temanın serbest çağrışımın getirdiği malzemeyle birlikte anlamlandırılmaya çalışılması hem danışanın temsili dünyasının doğası, kökeni ve işlevi açısından zengin bir kaynak sağlar hem de danışanın aktarım ilişkisi içerisindeki deneyimlerinin çalışılmasına olanak sağlar (Terbaş, 2016).

Analitik Psikolojide Rüyalar

Jung’a göre, rüyalar insanın doğal gerçeğini ve bilinçdışı dünyasını yansıtır. Kişiye tanıdık gelmeyen, iç dünyasıyla bağdaştıramadığı rüyalar ise Jung tarafından “büyük rüyalar” olarak adlandırılır (Geçtan, 2012). Bu tarz rüyalar egonun dış dünyayla olan ilişkilerinde başarısızlık yaşamasıyla bilinçdışında oluşan aksaklıklar sebebiyle görülür. Jung’un geliştirdiği arketip kavramının en önemli parçaları olan persona, anima-animus ve gölge, rüyalar yoluyla bütünleştirilmeye çalışılır. Arketipler, kolektif bilinçdışının içeriğini yansıtır ve gerçek yaşam olayları ile objelerinin sayısı kadardırlar. İnsanların topluma uyum sağlamak amacıyla edindiği kimlik ve maskeler persona arketipini tanımlar. Anima ve animus, erkek ve kadının kolektif bilinçdışındaki dişi ve eril yanlarını temsil eder. Erkeğin psişesindeki kadın anima, kadının psişesideki erkek ise animus olarak adlandırılmıştır. Gölge arketipi kişinin bilinçte başa çıkamadığı ve bilinçdışında da karşıtlıklar yarattığı için kendini ifade etmesine izin vermediği ortak ruhsal ögelerdir. Gölge insanın gerçek ve karanlık tarafını anlatır ve toplum içinde hoş karşılanmadığı için bilinçdışına bastırılmak durumunda kalır. Rüyalardaki arketipler ve simgeler, kişinin yaşadığı çatışmaların çözümünü içerir. Diğer bir yandan, psişenin (bilinç, kişisel bilinçdışı ve toplumsal bilinçdışı sistemlerinden oluşan zihin yapısı) ihmal edilmiş tarafları rüyalar tarafından ödünlenir ve böylece denge kurulmaya çalışılır (Geçtan, 2012). Jung, art arda görülen rüyaların içeriğinin bir araya getirilmesinin anlamlı bir sonuca ulaştırdığının altını çizerken, rüyaların anlamlarının araştırılmasında esnek olmanın, önyargılardan uzak durmanın ve klişeleşmemenin önemini belirtmiştir.

Bireysel Psikolojide Rüyalar

Adler’in bireysel psikoloji yaklaşımına göre bilinç ve bilinçdışı bir bütündür. Düş yaşamı, uyanık durumdaki yaşamımız gibi bireysel bütünlüğümüzün bir parçasıdır. Adler’e göre (2013), rüyalar yaşam üslubunu yansıtır. Yaşam üslubu; çevre koşulları ve insanın ilişkisini içeren kişinin bireyselliği ve kendine özgülüğüdür. Birey elverişli koşullar altında yaşarken yaşam üslubunun belirlenmesi oldukça zor iken; güçlüklerle karşı karşıya kaldığı zamanlar ise yaşam üslubunu açıkça ortaya koyar. Adler (2013), uyanık durumdaki yaşamımızı olduğu gibi rüyalarımızı da üstün olma amacının belirlediğini savunur. Rüyalar, rüyayı gören kişinin karşılaştığı sorun ile yaşam amacı arasında köprü oluşturur.  Kişinin bireysel idealleri, üstün olma amacı ve yaşam üslubu gördüğü rüya ile bağlantılıdır. Örneğin; sınavdan bir gece önce rüyasında yüksek bir dağa tırmandığını gören ve karşılaştığı manzaraya olan hayranlığıyla uyanan bir öğrencinin yaşam amacı bir şeyler üretmek ve ortaya koymaktır, yaşam üslubu ise güçlükler karşısında cesur olduğu ve yılmadığı yönünde yorumlanabilir. Tekrarlanan rüyalar ise, yaşam üslubunu daha açık bir şekilde ortaya koyarlar. Adler’e göre (2013), psikoterapide rüyaların hatırlanmaması, ya da rüyayla ilgili çok az şey hatırlanması ve bunun üzerine danışanın hayal gücüyle boşlukları doldurması da değerlidir. Danışanın hayal gücü de terapiste yaşam üslubu hakkında bilgi vermektedir.

Geştalt Yaklaşımında Rüyalar

Geştalt yaklaşımına göre rüyalar, rüyada görülenlerle ilgili kişinin izlenimlerinin, duygularının, anılarının, düşüncelerinin, tutumlarının ve ihtiyaçlarının bütünüdür (Daş, 2014). Geştalt yaklaşımı, rüyaların anlamını sadece rüyayı gören kişinin bilebileceğini ve çözümlemesini de yine o kişinin yapabileceğini savunur. Rüyalar herkes için aynı şekilde yorumlanamayacağı gibi, kişi aynı rüyayı başka bir zamanda gördüğünde bile rüyanın anlamı önceki anlamlarından farklı olabilir. Perls’e göre (akt. Daş, 2014) rüyada görülen her şey, gören kişinin kişiliğine ait bir özelliğini yansıtır. Kişi kendisinde kabul etmediği taraflarını rüyasında diğer kişilere ya da nesnelere yansıtarak kendisini rahatlatmaya çalışır. Bu sebeple, rüyada görülen her şeyin kendisinin bir parçası olduğunu kabul etmesi zordur fakat rüyanın yaratıcısı kişinin kendisidir, görülen her şey de ona aittir. Örneğin; rüyanızı ayrıntılarıyla hatırlamadığınızı, aklınızda sadece bir sahilin kaldığını düşünelim. Gördüğünüz sahil daha önce gittiğiniz bir yer olabilir, hiç gitmediğiniz bir yer de olabilir, bembeyaz kumların olduğu sıcak bir yer olabilir, denizin aşırı dalgalı olduğu rüzgarlı bir yer olabilir, aydınlık ya da karanlık olabilir. Bütün bunlar ise sizin olumlu ve olumsuz taraflarınızı atfettiğiniz, size ait olan, size sizi anlatan parçalarınızdır.

Rüyaların hatırlanmaması aslında kişinin kabul etmek istemediği taraflarıyla yüzleşmekten kaçınması, ihtiyaçlarının farkına varmak istememesi ve olumsuz duygularını kabul etmek istememesidir (Daş, 2014). Kişinin kendisinde kabul etmediği ve sahip çıkmadığı tarafları görmezden gelindiğinde ortadan kalkmaz, kaotik bir hale gelerek var olmaya devam ederler. İhtiyaçlarının farkına varmak istemeyen kişi, hayatında eksik ya da yanlış olan her ne varsa onu değiştirmekten ve onun sorumluluğunu almaktan kaçınır. Olumsuz duygular ifade edilmediğinde ve bastırıldığında ise “tamamlanmamış işler” artar ve kişilerarası ilişkiler negatif etkilenir. Geştalt yaklaşımında tamamlanmamış işler; kişinin zihnini meşgul eden ve rahatsız eden karşılanmamış ihtiyaçlardır. Tamamlanmamış işler hiçbir şey olmamış gibi tamamlanmadan –örneğin duygular ifade edilmeden ya da küsülen kişi affedilmeden-  kaldığı sürece eski çatışmalar sürekli su yüzüne çıkar. Üzerinden yıllar geçmiş olmasına rağmen hatırlandığında çok güçlü duygulara yol açan yaşantılar –örneğin gruptan dışlanmak gibi- varsa eğer, tamamlanmamışlardır.

Geştalt yaklaşımı, reddedilen ve sahip çıkılmayan tarafların kabuslarda çok daha belirgin bir halde bulunduğunu belirtir (Daş, 2014). Kabuslarda kişi kendisini çaresiz hisseden bir kurban olarak görür. Geştalt yaklaşımı açısından bakıldığında rüyadaki her parçanın kişiye ait olduğu bilgisinden yola çıkarsak; kabuslarda görülen vahşi köpek de, sizi kovalayan adamlar da, freni patlamış araba da sizsiniz, vahşi köpek tarafından ısırılan da, kovalanan da, freni patlamış arabanın içinde olan da sizsiniz. Kabuslar, reddedilen ya da görmezden gelinen tarafların ortaya çıkma zamanının geldiğinin habercisidirler.

Geştalt Terapide Rüyalar ile Nasıl Çalışılır?

Geştalt yaklaşımına göre psikoterapide rüyalarla çalışmanın amaçları; kişiliğin reddedilen, sahip çıkılmayan taraflarının fark edilmesi ve bütünleştirilmesi, ihtiyaçların fark edilmesi ve varoluş mesajlarının belirlenmesi, kişilerarası ilişkilerdeki temas biçimlerinin fark edilmesi ve değiştirilmesidir (Daş, 2014). Geştalt terapide, rüyalar şimdiki zamanda geçiyormuş gibi anlattırılır, bunun amacı danışanın rüyaya sahip çıkması ve uyum sağlamasıdır. Başka bir yöntem ise rüyada görülen kişiler, objeler, mekanlar ve duyguların seslendirilmesi ve canlandırılmasıdır. Böylelikle, rüyada görülen her şeyin kişiye ait olduğunu danışanın yaşayarak ve hissederek fark etmesi sağlanır. Aniden uyanma ile yarım kalan rüyalar ise danışan tarafından psikoterapide tamamlanır. Buradaki amaç ise, danışanın ihtiyaçlarının farkına varmasının ve ihtiyacını karşılayabilmesi için yeni yollar bulmasının sağlanmasıdır. Örneğin; rüyada kendisini çok sıkışmış ve zorlanmış hisseden kişi rüyasını tamamlarken neye ihtiyacı olduğunu sorgular. O an yanında kim olsaydı iyi gelirdi diye düşünür ve o kişiyi rüyasına çağırarak onun desteğini alır. Başka bir örnekle; rüyasında bir ortamda fikrini söylemek isterken sesi çıkmayan ve aniden uyanan bir kişi, o an ne olsaydı iyi gelirdi diye düşündüğünde duyulmaya ve anlaşılmaya ihtiyacının olduğunu fark eder. Rüyasını, ihtiyacını ve duygularını ifade ederek tamamlayabilir. Danışanın tıkandığı bazı noktalarda ise terapist “Ben bu rüyada olsaydım sana ne söylüyor olurdum?” gibi sorularla danışanın kendisini desteklemesine yardımcı olur. Danışana rüyanın resmi çizdirilebilir ya da rüya beden ile ifade edilebilir, böylelikle rüyanın anlamı biraz daha belirginleşebilir. Rüyalarla çalışırken ulaşılmak istenen hedef rüyanın anlamını ve verdiği mesajı anlayabilmektir.  Geştalt terapi, rüyanın verdiği mesajın ancak ve ancak rüyanın yaşanmasıyla anlaşılabileceğini savunur (Daş, 2014).

 Eda YILMAZ
Uzman Klinik Psikolog

Yararlanılan Kaynaklar

Adler, A. (2013). Yaşama Sanatı (12. Baskı) (Çev: K. Şipal). İstanbul: Say

Daş, C. (2014). Geştalt Terapi: Bütünleşmek ve Büyümek. Ankara: HYB

Geçtan, E. (2012). Psikanaliz ve Sonrası (15. Baskı). İstanbul: Metis

Terbaş, Ö. (2016). Rüyalardan Gerçekliğe Psikanaliz ve Sanat. İstanbul: Bilgi Üniversitesi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir