Utanç ve Suçluluk

Utanç ve Suçluluk

Utanç ve Suçluluk

Utanç, kişinin tüm benliğinin olumsuz olarak değerlendirildiği acı verici bir duygudur. Utanç duygusuna çoğu zaman başarısızlık, değersizlik, yetersizlik, güçsüzlük gibi duygular eşlik eder. Utanç duygusu, kişinin kusurlu benliğinin diğerleri tarafından nasıl görüldüğüne dair imgeler barındırır. Ancak; bu kusurluluk diğerleri tarafından görülen ya da fark edilen bir şey değildir, kişi kendi benliğinin kusurlu olduğuna inanır.

Suçluluk, toplumun ahlaki normlarının ve kurallarının ihlal edildiği düşüncesinin sebep olduğu rahatsızlık duygusu olarak tanımlanabilir. Suçluluk, tüm benlik ile ilgili değil belirli davranışlarla ilişkilidir bu yüzden suçluluk yaşantıları utanç yaşantıları kadar acı verici değillerdir.

Lewis’e göre (1971; akt: Cirhinlioğlu & Güvenç, 2011), utanç yaşantısı benlik ile ilişkilendirilirken suçluluk ise davranış odaklıdır. Diğer bir deyişle, utanç duygusu kişinin kendi benliğine dair değerlendirmeleri içerir; kusurlu, değersiz, başarısız, yetersiz gibi örnekler verilebilir. Suçluluk ise kişinin yaptıkları ya da yapamadıkları ile ilgilidir; yalan söylemek, yapılması gereken bir işi yapmamak, çalmak vb. Utanç duygusu yaşayan kişi “Ben yanlış yaptım.” diye düşünürken, suçluluk duygusu yaşayan kişi “Ben yanlış yaptım.”  diye düşünür (Akbağ & İmamoğlu, 2010).

Utanç, benliğin cezalandırılması ve yargılanması ile ilişkili olduğu için kişilerarası ilişkiler; yoğun duygusal tepkiler verme, başkalarını suçlama, kaçma ve saklanmadan ötürü olumsuz etkilenebilir. Suçluluk ise belirli bir davranışa özgü olduğu için kişi pişmanlık veya vicdan azabı hissedebilir ve böylelikle kişilerarası ilişkilerin iyileştirilmesi, düzeltilmesi için adımlar atar, özür diler ya da itiraf eder (Tangney, 1995; akt: Dost & Yağmurlu, 2006). Utanç duygusu yaşayan kişi başkalarının kendi benliği hakkındaki değerlendirmelerine odaklanırken, suçluluk duygusu yaşayan kişi ise kendi davranışının başkaları üzerinde yarattığı etki ile ilgilenir.

Tangney ve arkadaşları (1992; akt: Dost & Yağmurlu, 2006) utanç duygusuna yatkınlık ile öfke, şüphecilik, kızgınlık, başkalarını yargılama gibi tepkiler arasında olumlu bir ilişki olduğu, utanç duygusundan bağımsız olan suçluluk duygusunun ise bu tepkilerle olumsuz bir ilişkisi olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Bu çalışmanın sonuçlarında anlaşılıyor ki, suçluluk duygusu yaşayan bireyler kendi davranışlarının başkalarına olan etkilerini empatik bir şekilde görerek düzeltmeye çalışmaya, diğer bir deyişle başkalarına yargılamak yerine kendi davranışlarının sorumluluğunu almaya daha yatkındırlar.

Kuramsal açıklamalar

Freud’a göre suçluluk duygusunun temelinde üstbenlik (süperego) yapısı vardır. Üstbenlik; cinsel ve saldırgan dürtülerin tehlikeli olup olmadığını denetleyen, toplumsal ve ahlaki değer yargılarının temsilcisi olan bir yapıdır. Freud, utancı ise benlik ideali kavramı üzerinden açıklamıştır. Benlik ideali; kişinin olmak istediği mükemmel halini yansıtır, kişi çocuksu narsisizmine yeniden kavuşmak için çabalar. Benlik ideali üstbenlik ile paralel ya da tam tersi yönde olabilir. Suçluluk duygusu üstbenliğin çizdiği sınırlar ihlal edildiğinde ortaya çıkarken, utanç ise benlik idealinin koyduğu hedefe ulaşılamadığında ortaya çıkar. Bilinçdışında, suçluluk duygusunun temelinde ebeveynlerin standartlarının karşılanmamasından ötürü yaşanan hadım edilme ve cezalandırılma korkusu varken, utanç duygusunun temelinde ise ebeveynlerin isteklerini yapmamaktan dolayı terk edilme korkusu vardır. Utanç, benlik ideali ve benlik arasındaki gerilimden kaynaklanırken; suçluluk, üstbenlik ve benlik arasındaki gerilimden kaynaklanır.

Erikson ise utanç ve suçluluk duygularından psikososyal gelişim döneminin ikinci ve üçüncü evrelerinde bahseder. İkinci evre (1,5-3 yaş) özerkliğe karşı utanç ve şüphe olarak adlandırılmıştır. Çocuk fiziksel eylemleri tek başına yapmak ister, kendi kendine yetebileceğini deneyimlemek ister ve bu dönemde engellenen, müdahale edilen çocuk özerkliğini kazanamaz ve kendine dair olumsuz algısıyla birlikte kendi kapasitesinden şüphe duyar, utanır. Erikson’a göre suçluluk duygusu utanç duygusundan daha sonra gelişen bir duygudur. Üçüncü evre  (3-6 yaş) olan girişimciliğe karşı suçluluk evresinde, çocuğun ilgisi çevreye yönelmiştir. Çevresinde olanları merak eder, sürekli soru sorar, diğer yetişkinleri model alır, oyunlarında veya taklitlerinde bunu göstererek girişimlerde bulunur. Çocuğun girişimleri anne-baba tarafından desteklendiğinde, cesaretlendirildiğinde ve çocuğun bağımsız hareket etme isteği kısıtlanmadığında, sorularına cevap verildiğinde çocuk bu evreyi girişim duygusuyla tamamlamış olacaktır. Ancak; çocuğun merak etme, araştırma ve sorgulama girişimleri kısıtlandığında, sorularına cevap verilmediğinde çocuk yaptıklarının yanlış olduğunu düşünerek suçluluk duygusu yaşayacaktır (Gander & Gardiner, 2001).

Bağlanma kuramı, bakım veren ile çocuk arasındaki erken dönem ilişkilere dayanmaktadır. Erken dönem ilişkiler içerisinde bakım veren sadece güvenli sığınak olmaktan ziyade çocuğu keşfetmesi için de cesaretlendiren kişidir. Bakım veren kişi çocuğun merak ve keşif ihtiyacına olumsuz tepki verdikçe çocuk bu tepkileri içselleştirir, kendisini reddedilmiş ve yetersiz olarak hisseder. Malatesta-Magai ve Dorval’a göre (2002; akt: Akbağ & İmamoğlu, 2010) utanç duygusunun bakım verenle olan erken dönem ilişkilerde temelleri atılmıştır.

Bilişsel yaklaşıma göre düşüncelerimiz duygularımızı etkiler, olumsuz düşünceler ise olumsuz duygular olan utanç, suçluluk, kaygı, üzüntüye sebep olur. Zihnimizde toplumsal değerler, kurallar ve normlar ile ilgili şemaların oluşmuştur ve bu şemaların tam tersi yönde hareket ettiğimizde bu durumdan suçluluk duyarken; bu şemaları ihlal ettiğimizde ise bunun kabul edilemez olarak algılar ve utanç duygusu yaşarız.

Psikoterapi

Utanç ve suçluluk duyguları ile çalışılırken, bu duyguların hayatı ne derecede etkilediği, nerelerde nasıl problemler yaşattığı belirlenir. Erken dönem yaşantılar, utancın ya da suçluluğun ilk hissedildiği yerler, çevreden gelen tepkiler ve bu tepkilerin nasıl yorumlandığı üzerinde durulması gereken önemli konulardır. Diğer bir önemli kısım ise ahlaki kurallar ve toplumsal normların bu duyguların yaşanmasındaki rolünün araştırılmasıdır. Psikoterapi sürecinde, özellikle utanç duygusu ile çalışırken benlik algısının daha gerçekçi bir hale gelmesi, öz-saygının ve öz-şefkatin artması, kişilerarası ilişkilerde daha rahat ve daha yakın hissedilebilmesi amaçlanmaktadır.

Psk. Eda YILMAZ
Klinik Psikolog Adayı

Yararlanılan Kaynaklar

Akbağ, M. & İmamoğlu, S. (2010). Cinsiyet ve Bağlanma Stillerinin Utanç, Suçluluk ve Yalnızlık Duygularını Yordama Gücünün Araştırılması. Kuram ve Uygulamada Eğitim Bilimleri, 10 (2), 651-682.

Cirhinlioğlu, F.G. & Güvenç, G. (2011). Utanç eğilimi, suçluluk eğilimi ve psikopatoloji. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 8 (1), 248-266.

Dost, A. & Yağmurlu, B. (2006). Suçluluk ve utanç duygularının kavramsallaştırmasına ilişkin sorunlar. Türk Psikoloji Yazıları, 9 (17), 37-52.

Gander, M. & Gardiner, H. (2001). Çocuk ve Ergen Gelişimi (B. Onur, Çev.) İstanbul: İmge.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir