Kontrol İhtiyacı Üzerine

Kontrol İhtiyacı Üzerine

Kontrol İhtiyacı Üzerine

Kontrol etme ve kontrol duygusunu yaşama; kişiyi güvende hissettirir, kendisini, çevresini ve dünyayı tahmin edilebilir kılar ve insanın en temel ihtiyaçlarından biridir. Zaman zaman şüphe etmek, kontrol ihtiyacı duymak ve kontrol etme davranışlarında bulunmak kişiyi birçok tehlikeden koruyabilir ve sağlıklı bir davranıştır. Kontrol kavramı sağlıklı ve patolojik şeklinde kategorize edilmesindense boyutsal olarak değerlendirilirse bir uca sağlıklı kontrol diğer uca ise patolojik kontrol denilebilir (Radomsky vd., 2008). Sağlıklı kontrol; çevreye uyum sağlamak için çevremizi ve kendimizi izlediğimiz, yordadağımız ve düzenlediğimiz bir mekanizmadır. Ancak; yaşamın birçok alanında kontrol ihtiyacına sahip olan, fazla endişeli, düşüncelerini kontrol etmeye ve durdurmaya çalışan ve buna çok zaman harcayan kişiler söz konusu olduğunda patolojik kontrolden bahsedebiliriz. Örneğin; teslim edeceğimiz bir işi bir problem olma ihtimaline karşı kontrol etmek sağlıklı bir davranış sayılabilirken, defalarca kontrol etmek ve bu sebeple uykusuz kalmak patolojik kontrole daha yakındır.  Başka bir örnekle, plan-program yapmak günlük yaşamımızı kolaylaştıran ve kontrol duygusunu hissettiren sağlıklı bir davranışken; çok katı kurallarla planlara uymak, esnek olamamak, program değişikliklerinde aşırı endişelenmek, olabilecek her türlü ihtimali düşünmek ve bu ihtimallere karşı hazırlanmak, kontrolü kaybetmemek için aşırı çaba sarf etmek, belirsizliğe tahammül edememek ve ortadan kaldırmaya çalışmak gibi katı ve kuralcı davranışlar patolojik boyuta daha yakındır.

Kontrol ve kaygı ilişkisi

Kontrol ve kaygı birbirleriyle yakından ilişkilidir. Kontrol-kaygı mekanizması sağlıklı bir insan için davranışların düzenlenmesinde, tehdit ve tehlikelere karşı önlem alınmasında, kaçma ve kaçınma davranışlarında işlevsel iken, kişinin uyumunu bozduğu ve işlevsel olmadığı durumlar da olmaktadır. Kaygı bozuklukları ve özellikle obsesif-kompülsif bozuklukta, kontrol-kaygı mekanizması işlevselliğini kaybetmiş durumdadır. Obsesif- kompülsif bozukluk; kontrolü yitirme duygusu ve kontrolü yeniden kazanma çabası döngüsü üzerine kuruludur. Obsesyonlar; rahatsız edici, felaketleştirici, kişinin kontrolü dışında tekrarlayan düşüncelerdir ve kişide tehdit algısı ve kaygı yaratırlar. Kaygı ise kaybedilen kontrolün yeniden kazanılması için kontrol ihtiyacı doğurur. Kompülsiyonlar; obsesyonların yarattığı kaygıyı azaltan ve kontrol duygusunun tekrar kazanılmasını sağlayan davranışlardır. Salzman’a göre (1985) kontrol ihtiyacı dünyanın tehlikeli ve öngörülemez olduğuna inanan kişinin güvenliğini garanti altına almak amacıyla kontrol davranışlarında bulunması ve böylelikle anksiyetesine iyi gelen kompülsiyonlar geliştirmesi ile açıklanabilir.

Psikanalitik yaklaşımda kontrol

Psikanalitik yaklaşıma göre, kontrol ihtiyacının temelinde anal dönemdeki (1,5-3 yaş) tuvalet eğitimi vardır. Anal dönemin nasıl yaşandığı dürtüleri düzenlemeyi öğrenmek açısından önemlidir. Bu dönemde hazzın kaynağı dışkıyı tutma ve bırakma üzerinedir ve bu döneme kadar dışkısını özgürce bırakan ve tutan çocuk tuvalet eğitimi ile belli kurallara uymak ve bunu denetlemek durumunda kalır. Ebeveyn çocuğun ihtiyaçlarına karşı duyarlı olduğu, çocuğu dışkısını tutamadığı zamanlarda cezalandırmadığı ve utandırmadığı, dışkısını tutabilmesi, erteleyebilmesi ve tuvalete gidip yapması için teşvik ettiği sürece çocuğun gelişimi sağlıklı bir şekilde devam eder. Eğer ki ebeveynin tutumu katı, cezalandırıcı ve tehditkar olursa çocuğun dürtüleri doyurulmamış olur ve çocuk o döneme saplanır, dürtülerini düzenlemek yerine baskı altında tutmak için kontrol stratejileri geliştirir (Gabbard, 2001). Çocuk, dürtülerine izin vermek ve kontrolünü kaybedip dürtüsel davranmak ile dürtülerini tamamen bastırmak arasında kalır. Diğer bir deyişle; çocuk kendi istekleri ile ebeveynin istekleri arasında kalır ve kendi isteklerini baskılar. Psikanalitik yaklaşım da çocuğun yaşadığı çatışmaya odaklanır. Çocuk, sosyal olarak kabul edilmek için ilk defa doğal olandan vazgeçmek durumunda kalır. Kontrolünü yitirmiş, kirli ve utançla dolu olmak yerine, kontrollü, temiz, mantıklı ve özsaygısı olan biri olmak daha önemli olur (McWilliams, 2016). Psikanalitik yaklaşıma göre; obsesyonlar kişinin dürtülerinin yansıması iken, kompülsiyonlar ise bu dürtüleri kontrol altında tutar. Bu durumda “kontrol” sağlıklı olmaktan çıkar, kişinin enerjisini ve zamanını alan işlevsiz bir hale gelir.

Adler, aşırı kontrolcülüğü yetersizlik ve değersizlik duygularıyla başa çıkma denemesi olarak tanımlamıştır (Magril vd., 2008). Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişi bu duygularla başa çıkabilmek için bütün davranışlarını, düşüncelerini ve duygularını katı bir şekilde kontrol etmek durumunda kalır.

McWilliams (2016), obsesif-kompülsif kişilik örgütlenmesi olan kişilerin karar verme aşamasında yapacakların her seçimin sonuçları üzerine düşünüp sonuçta karar veremediklerini belirtmiş, tüm olası sonuçlar üzerinde kontrol sahibi olma çabalarının bütün seçenekleri yitirmelerine sebep olduğunun altını çizmiştir. Kişi, suçluluk ve belirsizlik yaşamayacağı mükemmel kararı vermek için çabalar.

Post-Freudyen yaklaşımda kontrol

Freud sonrası teoriler, obsesyonları, aşırı kontrol ihtiyacını ve kompülsiyonları anal dönemle açıklamak yerine özerklik için mücadele etme ve suçluluk duygusuyla başa çıkma ile açıklar (Salzman, 1985). Aşırı korumacı ebeveyne sahip olan çocuğun özerkliği engellendiği için kontrol davranışları çocuğa özerkliğini kazanmış veya kendi kendine karar vermiş gibi hissettirebilir (Leib, 2001; akt: Erguvan Eryılmaz & Tosun, 2013). Ebeveynin eleştirilerine ve suçlamalarına karşı çocuk kendi duygu, düşünce ve davranışlarını kontrol etme ihtiyacı duyabilir. Nesne ilişkilerine göre, bakım verenin eleştirici ve aşırı korumacı tutumu sebebiyle kendi istek ve dürtülerini korkutucu bulan çocuk, katı kontrol davranışları ile isteklerini durdurmaya çalışır. Kişi doğru olduğunu düşündüğü şeyi yaptığı takdirde kontrol edilemez bir durumu kontrol edebileceğine inanır (McWilliams, 2016). Yetişkin dönemde ise istek ve dürtülerin şiddeti arttıkça kişi daha kontrolcü ve daha kuralcı olmaya çalışır.  Örneğin; aşırı korumacı ebeveyne sahip olan çocuk kendi ihtiyaçlarını karşılamak, karar almak ya da spontan davranmak konusunda özerkliğini kazanamadığı ve geliştiremediği için kendisini yetersiz olarak görebilir ve yetişkin hayatında kuralcı, mükemmeliyetçi, mesafeli, duygularını baskılayan ve içinden geldiği gibi davranamayan birisi haline gelebilir.

Bilişsel yaklaşımda kontrol

Bilişsel yaklaşıma göre kontrol; olumsuz sonuçların, tehdit ve tehlikelerin ortadan kalktığına emin olmak istendiğinde ve yaşanabilecek olumsuz sonuçların ve zararın engellenebileceğine dair kişisel bir sorumluluk hissedildiğinde ortaya çıkar (Rachman, 2002).  Kişi stresli yaşam olaylarından kaçınmak için mücadele edebilir, ancak bilişsel olayları kontrol etmek güçtür. OKB’si olan kişilerin tehlikeli durumları abartılı bir şekilde yorumlamaları, abartılmış sorumluluk inancına sahip olmaları ve belirsizliğe tahammülsüz olmaları kontrol ihtiyacını açıklayan önemli noktalardır (Radomsky vd., 2008). Abartılmış sorumluluk kişinin olumsuz sonuçlara yol açabileceğine ya da olumsuz sonuçları engelleyebileceğine dair gücünün olduğuna inanması olarak açıklanabilir. Ayrıca OKB’si olan kişi rahatsız edici düşüncelerinin, imgelerin ve dürtülerin üzerinde tam bir kontrol sağlayabileceğine inanır. Öngörülemez, tahmin edilemez ve kesin olmayan durumlarla başa çıkamayacağına dair inanç ve işlevselliği sürdürmekte güçlük ise belirsizliğe tahammülsüzlük olarak açıklanır.

Psikoterapi

Kontrol ihtiyacının üç ayrı yaklaşım tarafından açıklanması ile görüyoruz ki; psikanalitik ve psikodinamik kuramlar erken dönem yaşantılara odaklanırken, bilişsel yaklaşım günlük hayattaki kaygının tetikleyicilerine ve obsesif düşüncelere odaklanmıştır. Hangi psikoterapötik yaklaşımla çalışılırsa çalışılsın, kontrol ihtiyacının azaltılması ve kaygının işlevsel bir şekilde düzenlenmesi üzerine çalışılır. Psikanalitik ekol, anal dönemdeki çatışmalar üzerinden kontrol ihtiyacını çalışırken, psikodinamik terapiler ise erken dönemde bakım verenle olan ilişkiler üzerinden ihtiyaçların ve duyguların ortaya çıkarılmasını düzenlemeye çalışır, bilişsel terapi ise kontrol ihtiyacının arkasında yatan işlevsiz düşünceler yerine işlevsel olanları koymaya çalışır. Kontrol ihtiyacını gelişimsel açıdan değerlendirmek ise terapötik müdahalelerin belirlenmesi için kolaylık sağlamaktadır (Erguvan Eryılmaz & Tosun, 2013).

Psk. Eda YILMAZ
Klinik Psikolog Adayı

Kaynakça

Erguvan Eryılmaz, T. & Tosun, A. (2013). Obsesif Kompulsif Bozuklukta Kontrol İhtiyacı. Anadolu Sosyal Bilimler Dergisi, 13 (1), 121-130.

Gabbard, G. O. (2001). Psychoanalytically informed approaches to the treatment of obsessive – compulsive disorder. Psychoanalytic Inquiry, 21 (2), 208 – 221.

Magril, O. R., Dar, R. ve Liberman, N. (2008). Illusion of control and behavioral control attempts in obsessive – compulsive disorder. Journal of Abnormal Psychology, 117 (2), 334 – 341.

McWilliams, N. (2016). Psikanalitik Tanı, Klinik Süreç İçinde Kişilik Yapısını Anlamak (5. Baskı). (Çev. E.Kalem). İstanbul Bilgi Üniversitesi Yay.

Rachman, S. (2002). A cognitive theory of compulsive checking. Behaviour Research and Therapy, 40, 625 – 639.

Radomsky, A. S. ve Taylor, S. (2005). Subtyping OCD: Prospects and problems. Behaviour Therapy, 36 (4), 371-279.

Salzman, L. (1985). Psychotherapeutic management of obsessive-compulsive patients. American Journal of Psychotherapy, 39, 323-330.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir