Bedenin Ötesinde Obezite 

Bedenin Ötesinde Obezite 

Bedenin Ötesinde Obezite 

Dünya Sağlık Örgütü tarafından “vücutta sağlığı tehdit edecek ölçüde, olağandışı ve aşırı yağ birikmesi” olarak tanımlanan obezite, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de oldukça sık görülen ve gün geçtikçe artan önemli bir sağlık sorunu haline gelmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu 2016 verilerine göre Türkiye’de obezite oranının %19,6 olduğu belirlenmiştir. Bu orana göre, ülkemizdeki beş kişiden biri obezdir.  Kardiyovasküler bozukluklar, diyabet, kanser gibi birçok sağlık sorununa yol açabilen obezitenin; genetik, fizyolojik, biyolojik, çevresel ve psikolojik sebepleri olduğu bilinmektedir. Bu sebeplerden psikolojik olanı ele alındığında, bedenin söylediklerini işitmek, yaşadıklarını görmek ve ötesindeki çatışmaları anlamak oldukça önemlidir. 

Yaşamın ilk yılları, yani oral dönem yaşantıları, obezite ve diğer yeme bozukluklarına gidebilecek ilk adımların atıldığı yıllardır. Doğum sonrası ilk 18 ayı kapsayan oral dönemde bebeğe haz veren bölge ağız ve çevresidir. Emzirmenin ön planda olduğu bu yıllarda emme, yutma, çiğneme gibi davranışlar bebeğe doyum sağlar. Bu dönemde bebek tarafından alınanın yanında veren ile verilen de önemli bir yer tutmaktadır. Tek taraflı bir alım ve doyumdan çok, anne ile bebek arasında bir alış-veriş söz konusudur. Annenin, bebeğin oral ihtiyaçlarını doğru bir şekilde anlayabilmesi, besin ile ilişkili olan ile olmayanı ayırt edebilmesi, güvenli ve güvenilir bir tutum benimseyebilmesi; bebeğin oral dönem yaşantılarında belirleyici ve kritiktir. Kaygılı, güvensiz ve şüpheci bir anne; bebeği tekrarlayıcı ve zorlantılı bir şekilde besleyebilir ya da bebeğin gereksinimlerini karşılayamayabilir. Bu gibi durumlarda bebek sağlıklı bir şekilde doyuma ulaşamaz ve ileriye dönük sağlıksız verici/alıcı karakter özellikleri geliştirebilir. Brunch (1957), obez çocukların ebeveynlerini; kendi ihtiyaçları ile çocuğun ihtiyaçları arasında ayrım yapamayan, bu nedenle çocuğa yeterli bir duygusal koruma sunamayan ebeveynler olarak betimlemiştir (Akt: Slochower, 1987). Bunların bir sonucu olarak çocuk ayrışamaz, kendi bedensel ihtiyaçlarını fark edip kontrol edemez ve immatür, pasif, güçsüz, yeme bozukluklarına yol açabilecek bir bağımlı oral karakter geliştirir. Bununla paralel olarak, yapılan bir araştırmada obez bireylerin Rorschach ve TAT gibi projektif testlerde çok daha fazla oral bağımlı cevaplar verdiği görülmüştür (Masling, Rabie & Blondheim, 1967). Ayrışamamış ve kontrol edilemeyen bir bedenin izlerini çoğu obez hastanın kullandığı “Yemek istemiyorum ama yiyorum”, “Kendime söz geçiremiyorum”, “Kendimi kontrol edemiyorum” gibi cümlelerde de görmek mümkündür. Bağımlı oralitenin bir sonucu olarak; kişinin ileriki yıllarda yeme bozuklukları yaşantılaması, ruhsal kaygı ve sıkıntılarla başa çıkarken aşırı yeme gibi davranışları kullanması ve alternatif sağlıklı baş etme yolları geliştirememesi olasıdır.

Gösterilen aşırı yeme davranışı birçok kaygı ve çatışmayı yansıtıyor olabilir. Dolayısıyla bedenin yansıttıklarına kulak vermek ve onları yorumlamak önemlidir. Kaplan ve Kaplan (1957) tarafından yapılan bir çalışmada aşırı yeme davranışına birçok yorum getirilmiştir. Bu çalışmada aşırı yeme davranışının; kaygıyı hafifletme, haz duyma, saldırganlığı ifade etme, suçluluk karşısında kendini cezalandırma, fazla kilolu ebeveynle özdeşleşme, olgunluktan kaçınma, güvensizlik duygusunu azaltma, sevgiyi test etme, boyun eğme gibi bilinçdışı durumların yansıtması olduğu belirtilmiştir (Akt: Slochower, 1987). 

Bunlarla birlikte cinsel istismar öyküsü de obezite gelişiminde önemli bir faktördür. Dişilikten kaçınma ve dişiliğin inkârı, erkeksi agresyondan korunma gibi bilinçdışı yaşantılar kaynağını cinsel istismardan alabilmektedir. Cinsel istismar öyküsü bulunan bireylerde obezite, bir koruma ve uyum mekanizması olarak kullanmaktadır (Gustafson, Sarwer, 2004). Bu gibi durumlarda kilolu bir beden, dış tehditlere karşı koruyucu bir duvar görevi görmektedir.

Sonuç olarak obezite, yaşamın ilk yıllarına kadar dayanan birçok yaşantı ve bilinçdışı süreçlerin izlerini taşımaktadır. Bu nedenle psikolojik bir destek alarak bedenin ötesindeki ruhsallığı dinlemek, yeme davranışlarını ve bilinçdışı dinamikleri anlamlandırmak, kişinin içgörü kazanarak sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi için büyük önem teşkil etmektedir. 

Çisen BELENDİR
Psikolog/Psk. Danışman

Yararlanılan Kaynaklar

-Gustafson, T. B., & Sarwer, D. B. (2004). Childhood sexual abuse and obesity. Obesity reviews, 5(3), 129-135.

-Masling, J., Rabie, L., & Blondheim, S. H. (1967). Obesity, level of aspiration, and Rorschach and TAT measures of oral dependence. Journal of Consulting Psychology, 31(3), 233.

-Rohde, P., Ichikawa, L., Simon, G. E., Ludman, E. J., Linde, J. A., Jeffery, R. W., & Operskalski, B. H. (2008). Associations of child sexual and physical abuse with obesity and depression in middle-aged women. Child abuse & neglect, 32(9), 878-887.

-Slochower, J. (1987). The psychodynamics of obesity: A review. Psychoanalytic Psychology, 4(2), 145.

-Türkiye İstatistik Kurumu (2017). Türkiye Sağlık Araştırması. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.