Bir Savunma Mekanizması Olarak Bastırma

Bir Savunma Mekanizması Olarak Bastırma

Bir Savunma Mekanizması Olarak Bastırma

Zihin deniz gibidir; gittikçe derinleşen, derinleştikçe uzaklaşan ve uzaklaştıkça karanlıklaşan. Bu denizin yüzeyini bilinç oluşturur. Bilinç; zihnin farkında olduğumuz dış ve iç uyaranları, algıları, düşünceleri ve duyguları kapsayan bölümüdür. Biraz daha ilerleyerek ulaştığımız sığ bölgede ise bilinçöncesi bulunur. O an bilinç düzeyinde olmayan fakat özel bir çaba ile bilinç düzeyine getirilebilecek malzemeler biliçöncesinde bulunur. En ileriki derin kısımlar ise bilinçdışıdır. Bilinçdışında; bilinç düzeyine geldiği takdirde anksiyete yaratacak arzu, dürtü, eğilim ve fanteziler yer alır. Her ne kadar zihnin apayrı bölümleri gibi algılansa da, bilinç, bilinçöncesi ve bilinçdışı arasında devamlı bir akış ve etkileşim söz konusudur. Benim deniz metaforunu kullanarak resmettiğim zihnin bu topografik yapısını Sigmund Freud buzdağına benzetir. Bununla birlikte bir ‘bekleme odası’ betimlemesi ile de bu zihinsel süreçler arasındaki ilişkiyi şu şekilde anlatır:

“… Bilinçdışı sistemi ruhsal eğilimlerin ayrı varlık olarak birbirini sıkıştırdığı büyük bir bekleme odasına benzetiyoruz. Bu bekleme odasına açılan başka, bilincin bulunduğu daha küçük, oturma salonu gibi bir oda var. Ama bekleme odasından salona geçişte ruhsal eğilimlerin her birini bir bekçi denetliyor, sansür uyguluyor ve eğer hoşuna gitmezse salona girişine engel oluyor. Bilinçdışına ayrılmış olan bekleme odasında bulunan eğilimleri yan odada bulunan bilinç göremiyor. Eşiğe kadar gelip geri gönderilmelerinin nedeni bilinçli olmayı başaramamaları; bu durumda geri itildiklerini söylüyoruz. Ama bekçinin eşikten geçmesine izin verdiği eğilimlerin ister istemez bilinçli olduğu söylenemez, ancak bilincin dikkatini çekebildikleri takdirde bilinçli olabilirler. Bu ikinci durumu, ön bilincin sistemi diye adlandırıyoruz.” (Freud, 1977/2016)

Bahsedilmiş olan bu ‘itilme’ sürecinde, büyük ölçüde savunma mekanizmaları rol oynar. Bilinçdışı geliştirilen bu savunma mekanizmaları; çeşitli dürtü, eğilim, fantezi, duygu ve anı gibi malzemeleri engelleyerek ya da kabul edilebilir bir hale getirerek, yaratacağı anksiyeteden benliği korur. Savunma mekanizmaları uygun düzeyde kullanıldığında bir sorun teşkil etmemekle birlikte uyum işlevi de görür. Ne var ki; fazla aktif olmaları halinde bir problem haline gelebilirler. Bastırma, yapma bozma, yansıtma, gerileme ya da karşıt tepki oluşturma savunma mekanizmalarına örnek olarak gösterilebilir.

Bastırma (repression), benliği korumak amacıyla kullanılan savunma mekanizmalarından biridir. Bilindiği üzere organizma, dış kaynaklar karşısında hissettiği tehditlerden kaçarak kurtulabilir fakat ruhsallığından gelen tehditler karşısında kendisinden kaçması mümkün olamaz. Bu aşamada kullanılan bastırma ile istenmeyen dürtüler ya da bununla bağlantılı arzu, duygu, istek, anı ve imgeler bilinçten uzaklaştırılarak bilinçli hale gelmesi engellenir (Tükel, 2014). Ne var ki bastırma, bu malzemeleri tamamen yok etmemekle birlikte bilinçdışındaki varlığını sürdürmesini ve çeşitli süreçlerle ilişkilendirilmesini de engellemez, yalnızca bilinç ile olan bağlantısını keser. Bilinçdışı süreçlerde varlığını sürdüren bu bastırılmış dürtüler, doyuma ulaşmak için hala çabalamaktadır, dolayısı ile bastırılmış malzemeye bir enerji yatırımı yapılır.  Diğer bir yandan doyuma ulaşmaya çabalayan dürtüyü bastırmak için benlik de enerji sarf eder. Yani bastırılmış olan, bilince doğru sürekli bir baskı yaparken, bu baskı sürekli bir karşı baskı ile dengelenmeye çalışılır (Tükel, 2014). Bu nedenle önceden de belirtmiş olduğum gibi uygun düzeyde kullanılmadığı takdirde diğer savunma mekanizmaları gibi bastırma da benliğin gücünü azaltmakta ve bu durum onu eskisinden daha etkisiz kılmaktadır.

Sonuç olarak baktığımızda davranışlar, duygu ve düşünceler rastlantısal değildir, her ruhsal olayın bir öncülü vardır. Bu öncüller çoğunlukla bilinçdışında seyretmektedir, fakat bastırılan bilinçdışı süreç ve içerikleri doğrudan gözlemlemek mümkün değildir. Bilinçdışı materyallere dair en önemli ipuçları; rüyalar, dil sürçmeleri ve serbest çağrışım ile getirilenlerde bulunur. Bu şekilde derinlerden sansürlenerek gelen ipuçları yorumlanır. Tedavide amaç, hastanın çatışmalarını ve ruhsallığını anlamlandırabilmek, yorumlayarak hastaya yansıtabilmek ve dönüştürmesine yardımcı olabilmektir. Hasta, bilinç düzeyinde olmadığı için bastırılanların ve öncüllerin farkında değildir. Dolayısıyla bunları fark etmek, çözümlemek ve aslında uzaklaştıkça karanlıklaşan denizini keşfedebilmek için bir ışık desteğine, yani yardım almaya ihtiyacı vardır.

Çisen Belendir
Psikolog/Psk. Danışman

Yararlanılan Kaynaklar:

Freud, S. (2016). Psikanalize giriş dersleri. (Budak, S., Çev.) Öteki Yayınevi: İstanbul.

Tükel, R. (2014). Freud Okumaları, Bağlam Yayıncılık: İstanbul.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.