Obsesif Kompulsif Bozukluğa Psikanalitik Bir Bakış

Obsesif Kompulsif Bozukluğa Psikanalitik Bir Bakış

Obsesif Kompulsif Bozukluğa Psikanalitik Bir Bakış

Obsesif Kompulsif Bozukluk; kişinin anksiyete yaratan düşünce, dürtü, arzu ve duygulanımlar (obsesyon) yaşantılayarak, adeta bir ritüel haline gelen tekrarlayıcı davranış ve zihinsel eylemlerde (kompulsiyon) bulunduğu ruhsal bir hastalıktır. Kişinin isteği ve kontrolü dışında gelişen bu yineleyici obsesyonlar, bir anksiyete kaynağı haline gelerek kişiyi kompulsiyon olarak tanımlanan belirli rutin ve ritüelleri gerçekleştirmeye zorlar. Kişinin anksiyetesi ancak bu kompulsif eylemler aracılığıyla azalır. Ne var ki; gelişen bu obsesyonlar, temelini ruhsallığın derinliklerinden alan simgesel anksiyete kaynaklarıdır. Tıpkı kompülsiyonların simgesel bir döngü olması gibi. 

Obsesyonlar ve kompulsiyonlar ile ilgili ilk rasyonel hipotezleri ortaya koyan Sigmund Freud, bu zihinsel ve bedensel semptomları; bilinçdışı çatışmalar, anal dönem yaşantıları ve savunma mekanizmaları ile açıklamıştır. Freud’a göre 18 ay – 4 yaş arasını kapsayan anal dönem, obsesyonel nöroz gelişiminde hayati bir öneme sahiptir. Bu dönemde gerçekleşen tuvalet eğitimi özellikle çok kritiktir. Çünkü artık çocuğa dışkılama ile elde ettiği hazzı ertelemesi gerektiği öğretilir ve dürtülerini anında tatmin etmesi otorite figürlerince engellenir. Tuvalet eğitimi sırasında annenin katı, suçlayıcı ve cezalandırıcı bir tutum sergilemesi durumunda çocuk, öfke ile suçluluk arasında çatışmalar yaşar. Yaşantılanan olumsuzluklar ve çözümlenemeyen çatışmalar sonucunda anal döneme saplanma gelişir ve düzenlilik, tutumluluk, titizlik, inatçılık gibi anal karakter özellikleri oluşur. Freud, obsesyonel nöroz hastalarının anal sadistik döneme saplandığından ve gerilediğinden bahseder. Gerileme ile birlikte sadizm ve anal erotizm, terk edilen genital organizasyonun yerini alır (Topçuoğlu, 2003). Bu durumda, anal sadistik dürtüler hasta için oldukça rahatsızlık verici bir duruma gelir. Başta belirtmiş olduğum simgesel anksiyete kaynakları, bu rahatsız edici bilinçdışı dürtülerin latent replasmanlarıdır. Bu dürtüler ile başa çıkmak için karşıt tepki oluşturma, yapma-bozma ve yalıtma gibi savunma mekanizmaları kullanılır. Freud’a (1917) göre, öfke, yani ortaya çıkması durumunda kişide kaygı yaratacak olan asıl dürtü, sevgi ya da aşırı ilgi gibi karşıtlarına dönüştürülerek kontrol edilir (akt: Erguvan, 2013). Öfkenin bilinçdışında tutulma çabası sonucunda obsesif kompulsif hasta, fazlasıyla kibar ve nazik olarak ilişkilerini sürdürmeyi başarır (Topçuoğlu, 2003). Bir diğer savunma mekanizması olan yalıtmada, bazı düşünceler zihindeki ve yaşamdaki diğer her şeyden ayrı tutularak baskılanır. Yapma-bozmada ise bir eylem, diğeri tarafından iptal edilmekte (sevgi-nefret) ve dürtüsel davranışın yerine süperego tarafından yaptırılan eylem geçmektedir (Erguvan, 2013). 

Sigmund Freud’dan sonraki kuramcıların teorilerine bakacak olursak; Melanie Klein, içsel iyi nesnenin tahribine karşı obsesyonların bir savunma olarak kullanıldığını ve nesneye onarımı mümkün olmayacak şekilde zarar vermemek için kontrol sağladığını ileri sürer (Topçuoğlu, 2003). Bununla birlikte, sağlıksız bir ego gelişimi sonucunda kişi, nesneleri bütünleştiremeyerek hepsi iyi ya da hepsi kötü olarak böler. Bu durum yetişkinlikte de devam ederse obsesif kompulsif davranışlar oluşur (Erguvan, 2013). Mallinger ve Salzman, obsesif kompulsif kişilerin kontrol ihtiyacına vurgu yapmış, kontrolün yetersiz kaldığı durumlarda hastalığın belirtilerinin ortaya çıktığını ve bu kontrol çabasının altında güçsüzlük korkusunun yattığını savunmuştur (Topçuoğlu, 2003). Freud’dan sonraki kuramcılar genellikle libidinal konseptlerin ve anal erotizmin ötesinde anne ile çocuk arasındaki mücadeleye, örtük suçluluğa, öfkeye ve güçsüzlük duygularına vurgu yapmıştır. 

Obsesif Kompulsif bozukluğun temellerine bakıldığında; özellikle erken çocukluk döneminde yaşantılanan ve süregelen çatışmaların, dürtü-süperego savaşlarının ve ikircikli duyguların yerinin oldukça büyük olduğu görülmektedir. Bu nedenle belirtiler, nedenler ve çözümler birkaç kriter ile özetlenemeyecek kadar özneldir. Yüzeydeki obsesyonları ve kompulsiyonları anlamlandırmak, hastanın derinindeki öznel işleyişini anlamlandırmaktan geçer.  

Çisen BELENDİR
Psikolog/Psk. Danışman

Yararlanılan Kaynaklar: 

Topçuoğlu, V. (2003). Obsesif kompulsif bozuklukta psikanalitik görüşler. Klinik Psikiyatri6, 46-50.

Erguvan Eryılmaz, T., & Tosun, A. (2013). Obsesif Kompulsif Bozuklukta Kontrol İhtiyacı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.