Terapistin Serbest Çağrışımı

Terapistin Serbest Çağrışımı

Terapistin Serbest Çağrışımı

Serbest çağrışım, Freud’un da çalışmalarında sıklıkla gönderme yaptığı yakın dostu Breuer’ın keşfettiği konuşma tedavisi ile başlar. Bilinen adıyla Anna O.’yu tedavi etmekte olan Breuer, hastasının belirtiler hakkında konuşmasının ardından belirtilerin hafiflediğini ve ortadan kalktığını fark eder. Gerçek adı Bertha Pappenheim olan Anna O., bu süreci konuşma tedavisi olarak ifadelendirir. Yaklaşık olarak iki yıl devam eden tedavi süreci, Breuer’ın o zamanlar fark edemediği aktarım ve karşıtaktarımsal tepkiler nedeniyle sonlanır.

Laboratuvar çalışmalarını terk edip hekim olarak hasta görmeye başlayan Freud, Charcot ve Bernheim’dan hipnoz eğitimi alır ve o dönemde sıklıkla karşılaşılan organik kökeni olmayan bir ruhsal bozukluğu, histeriyi, hipnozla tedavi eder. Sonraları, hipnotik konumda sağlanan dönüşümlerin ilerleyen zamanlarda yinelediğini fark eder ve hipnoz uygulamayı bırakır. 

Freud ile Breuer’ın birlikte kaleme aldığı Histeri Üzerine Çalışmalar’da konuşmaya dayalı katartik yöntemle tedavi edilen hastalardan söz edilir. Kitabın yayımlamasından kısa bir süre sonra Freud ve Breuer, nevrozların etyolojisine ilişkin görüş farklılıklarından dolayı yollarını ayırırlar. Freud, yakın dostundan edindiği bu konuşma tedavisini hastalarında uygulamaya devam eder. Önceleri, hastaları uzatıp gözlerini kapatmalarını ister ve elini hastaların alnına bastırır. Hastanın bir semptomunu düşünmesini ve bu semptomla ilgili olabilecek eski bir anıyı hatırlamasını ister. Hastanın hatırlamada zorlandığı durumlarda sorular sorarak ve alnına daha çok bastırarak hatırlamayı kolaylaştırmaya çalışır. Birgün Elisabeth adında bir hastası, Freud’a sorduğu soruların düşünce akışını zorlaştırdığını söyler. Freud, bunun üzerine hastanın konuşabilmesi için hekimin sessizliğinin önemini fark eder ve böylelikle ruhsal çalışmada serbest çağrışımın temelleri atılmış olur. 

Divanda ya da yüz yüze sürdürülen psikanalitik çalışmada süreç, analizanın/danışanın serbest çağrışımıyla ilerler. Seans, sessizlikle başlar. Danışandan, aklından geçen her şeyi anlatması beklenir. Bu yönüyle serbest çağrışım, her seansta danışana istediğini yazması üzere verilen boş bir sayfaya benzer. Rüyalar, dil sürçmeleri, gündüz düşleri, çocukluk çağı anıları; geçmiş, bugün ve geleceğe dair her şey dile dökülür. Psikanalitik yönelimli bir ruhsal çalışmada yalnız dile dökülenlerin değil; ifade edilmeyenlerin de izi sürülür. Danışan için karmaşık olan terapistin kapsayan, tutan ve dönüştüren işlevleri sayesinde anlamlandırılır, ardından psikanalitik yorum olarak danışana iletilir.  

Danışanın seans sürecine taşıdığı ruhsal malzemenin zihinde “tutulması” için kimi terapistler seans esnasında ses kaydı ya da yazılı not alır. Kimi terapistler de seans esnasında herhangi bir kayıt tutmazken seansın sona ermesiyle birlikte zihninde tuttuklarını kağıda dökerler. Psikanalitik bir çalışmada ses kaydı yapılması önerilmez; çünkü sesin kaydı bir üçüncüye işaret eder. Oysa psikanalitik ortam, bir üçüncüye yer olmayan ikili ve sınırları belirli bir ilişkidir. Seans esnasında bir not ya da kayıt alınmazken seansın ardından alınan notlar, terapistin, Winnicott’un deyimiyle, tutma işlevini analiz etmesini de kolaylaştırır; çünkü terapistin neyi hatırladığı ya da hatırlayamadığının bir anlamı vardır. Burada devreye giren ise terapistin serbest çağrışımıdır. 

Ruhsal çalışma süresince terapistin serbest çağrışımı devrededir. Seansların sonunda notlar alsa dahi seans esnasında elinde herhangi bir not olmaksızın danışanı dinler. Danışanın anlattıkları analiste geçmiş seansların birinde anlatılan bir anı, rüya ya da başka bir içeriği hatırlatır. Kimi zaman da analist aksine unutur. Danışanın daha önce anlattığı bir içeriği hatırlayamaz ve anlatılanlar arasında bağlantılar kurmakta güçlük çeker. Elbette buradaki unutmayı sıradan bir unutkanlıkla açıklamak mümkün değildir. Ruhsallığa ilişkin determinist bir bakış kazandıran psikanaliz, bunu bir rastlantı olarak görmez. Kimi zaman da analistin dili sürçer ya da danışanın anlattığını farklı duyar. Bu dil ve duymaya ilişkin edim hataları da şüphesiz terapistin bilinçdışına aittir ve bu aidiyet danışanın bilinçdışından bağımsız değildir. Tıpkı aktarım ve karşıtaktarımın ilişkiselliğinde olduğu gibi burada duyulmaya gereksinimi olan iki serbest çağrışım söz konusudur. Terapistin serbest çağrışımının işleyişi de, eğer yeteri kadar iyi duyulursa, danışanın bilinçdışına ilişkin ipuçları verir.

Son olarak danışanın ve terapistin serbest çağrışımı arasında önemli bir fark vardır: “Biri aklına gelen her şeyi anlatmakla, diğeri ise tutmak ve bekletmekle sorumludur.” 

Aykut BORA, MA, PhDc
Uzm. Psk. Danışman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.