Panik Atak ve Panik Bozukluk

Panik Atak ve Panik Bozukluk

Panik Atak ve Panik Bozukluk

Anksiyete; kötü bir şey olacağına dair huzursuzluk, gerginlik, korku, tehlike beklentisi ve baş edemeyecek olma düşüncesine eşlik eden bedensel belirtiler (çarpıntı, nefes darlığı vs.) ile tanımlanabilir. Anksiyete, her insan tarafından zaman zaman yaşanan rahatsız edici bir sıkıntı ve endişe duygusudur. Bu duygu hafif bir tedirginlik olarak da yaşanabilir yoğun bir panik olarak da. Panik, anksiyetenin bir türüdür ve kişi anksiyetesine bağlı olarak şiddetlenen bedensel duyumlarına yoğunlaşır.

Vücudun tehlike ve tehlike olarak atfedilen bir durum karşısında verdiği hayatta kalma tepkilerinin en az dördünün bulunduğu durum panik atak olarak tanımlanır. Bu tepkiler; çarpıntı, terleme, titreme, nefes darlığı veya boğuluyor olma hissi, soluğun kesilmesi, göğüs ağrısı, bulantı veya karın ağrısı, baş dönmesi veya bayılma hissi, ortamın gerçek değilmiş gibi algılanması veya yoğun bir yabancılaşma hissi, kontrolünü kaybetme korkusu, ölüm korkusu, uyuşma ve karıncalanma ürperme veya sıcak basmalarıdır.

Panik bozuklukta görülen panik ataklar pek çok durumda ve hastalıkta görülebilmektedir. Bunlara örnek olarak sosyal fobi, basit fobi, major depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk ve madde yoksunluğunda verilebilir. Tehlike olarak atfettiğimiz durum bir böcek görmek de olabilir, topluluk karşısında konuşmak da. Yani kişinin panik atak geçirmiş olması panik bozukluğu olduğu anlamına gelmez.  Kişi atağın tekrar geleceğine dair yoğun kaygı yaşıyorsa (beklenti anksiyetesi) ve panik atak geçirme ihtimaline karşın tedbirler alıyorsa panik bozukluk tanısı alabilir. 

Anksiyete tehdit ve tehlikenin abartıldığı, baş etme becerilerinin ise azımsandığı durumlarda ortaya çıkar. Panik bozuklukta tehdit ve tehlike felaketleştirici bir şekilde yorumlanır. Örneğin; kalp atış hızının artması kalp krizi olarak yorumlanırken, nefes darlığı boğulma, baş dönmesi bayılma, el ve ayaklarda uyuşma felç geçirme, derealizasyon (gerçekdışılık duyguları) ve depersonalizasyon (benliğinden ayrılmış gibi hissetme) ise delirme, kontrolünü kaybetme olarak yorumlanır.

Etiyoloji

Panik bozuklukta genetik yatkınlıkların etkisini inceleyen birçok çalışma yapılmıştır. İkiz çalışmaları genetik yatkınlıkları desteklemiştir. Birinci derece akrabalarla yapılan çalışmalar göstermiştir ki, panik bozukluğu olan kişilerin akrabalarında panik bozukluk oranı %10.7 ile %20.5 arasında değişmektedir.

Erken dönemde ayrılma anksiyetesi yaşayan bireylerin ilerleyen yıllarda panik bozukluk yaşama risklerinin yüksek olduğu sonucuna birçok çalışmada ulaşılmıştır. Panik bozukluğu olan birçok yetişkin birey yakınlarından ayrılmakta zorlanmakta, onları kaybetmekten korkmakta ve hastalanacaklarını düşünmektedir. Erken dönemde yaşanan ayrılma anksiyetesi, ebeveynlerin kaybı, cinsel ve fiziksel istismar anksiyete ve panik bozukluk için zemin hazırlayabilir. Ayrıca, eleştirici, aşırı müdahaleci ve saldırgan ebeveynlerin panik bozukluğu gelişiminde rolleri vardır. Bireyin yaşadığı ilk panik atak genellikle stresli yaşam olaylarından sonra görülmektedir. Bunlara örnek olarak kayıp, ayrılık, göç, iş değiştirme, mezun olma, evlilik, fiziksel hastalık verilebilir. Erken dönem yaşam olayları ve stresli yaşam olayları ileride gelişebilecek anksiyetenin ve panik bozukluğun temelini oluşturabilir.

Psikanalitik kuram, anksiyeteyi ego ve id dürtüleri olan cinsel veya saldırgan dürtüler arasındaki bilinçdışı çatışma ile açıklar. Bu dürtüler ifade edildiklerinde, ego cezalandırılacağından korkuğu için bastırma diye tabir edilen savunma mekanizmasını kullanır. Öfke ve saldırganlık gibi duygular bastırılmazsa eğer kişi kontrol kaybı yaşayacağını hisseder. Anksiyete ve panik ataklarla kişi kabul görmeyen duygularını ortaya çıkmaması için bastırmaya çalışır fakat başarısız savunmalar yapmış olur.  

Bilişsel-davranışçı kuram, panik bozukluğun bedensel belirtilerin yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıktığını savunur. Vücudun kendini koruma tepkileri tehlikeli olarak algılandığında yani yanlış yorumlandığında kişinin kaygısı artar ve kaygı arttıkça da bedensel tepkilerde de artış olur. Kişi kaygı yaratan ortamdan uzaklaşır ve vücut sakinleşmeye başlar ta ki yeni bir durum kaygısını tetikleyene kadar. Panik bozukluk döngüsü kaçınmalar ve güvenlik davranışları sebebiyle aynı şekilde devam eder. Kaçınmalara örnek olarak kalabalık ortamlara girmeme ya da kaygı hissettiği anda ortamı terk etme, toplu taşıma araçlarını kullanmama, uçağa binmeme, köprüden geçmeme verilebilir. Güvenlik davranışları ise güvendiği biriyle kalabalık ortamlara girme ve seyahat etme, ilaç kullanma, aşina olduğu yerleri seçme, sinemada kapıya yakın koltuğa oturma gibi örneklendirilebilir. Kaçınma ve güvenlik davranışları kısa süre için etkilidir fakat uzun vadede panik bozukluğu sürdürücü etkileri vardır.

Psiko-eğitim

Psiko-eğitim panik bozukluğun anlaşılmasında önemli bir yer tutar. Danışana psiko-eğitimin verilmesi ile birlikte psikoterapi sürecinde büyük ölçüde ilerleme kaydedilir. Yanlış yorumlamaların önüne geçebilmek için danışanı bilgilendirmekte fayda vardır. Eğer herhangi bir kalp rahatsızlığı yoksa kalbin hızlı atması kalp krizine sebep olmaz. Panik atak esnasında kan basıncı yükseldiği için bayılma söz konusu değildir çünkü kan basıncının düşmesi bayılmaya yol açar. Sıcak havada da soğuk havada olduğu kadar oksijen vardır bu yüzden kalabalık ve sıcak yerlerde nefes darlığı yaşandığında boğulma meydana gelmez. Panik ataklar esnasında yaşanan bedensel belirtiler rahatsız edicidir ve kişi başa çıkamayacağını düşünebilir fakat panik ataklar mental rahatsızlıklara (şizofreni, bipolar bozukluk) yol açmaz.  Bu bilgiler danışan ile paylaşıldığında yanlış yorumlamaların yerine rasyonel açıklamalar koymuş oluruz.

Danışana vücudun verdiği kendini koruma tepkilerinin zarar verici olmadığını aksine hayatta kalmamız için verilen tepkiler olduğunu ve bu tepkilerin amaçlarını anlatmak düşünme şeklinin değişmesi açısından önemlidir. Kalp atış hızının artmasının amacı kan akışının hızlanıp kaslara ve dokulara daha fazla oksijen yollamak iken, nefes alış verişlerinde artışın amacı tehlike ile mücadele etmek için vücudun ihtiyaç duyacağı oksijen seviyesini arttırmaktır. Kanın ciltten ve ayaklardan çekilmesinin amacı, kanı ihtiyaç olan bölgelere aktarmak iken, terlemenin amacı vücudun aşırı ısınmasını engellemektir.

Amacımız; örneğin toplu taşıma aracında kalp atış hızı artan ve bunu kalp krizi geçiriyorum diye yorumlayan danışanın, yaşadığı yoğun kaygı sebebiyle bu belirtinin ortaya çıktığını ve kalp krizi geçirmediğini düşünebilmesini sağlamaktır.   

Psikoterapi

Panik bozukluk bedensel belirtilerin yanlış yorumlanması sonucunda oluşur ve bu bedensel belirtilerin asıl işlevinin hayatta kalmamızı sağlamak olduğu, zararlı olmadığı konusunda danışanı ikna edebildiğimiz sürece psikoterapi sürecinde ilerleme kaydedebiliriz. Ayrıca kaçınma davranışları yaparak kaygının azalabildiğini göremediğini, kaygıyla kaldığında kaygının azalacağını, sonsuza kadar devam etmeyeceğini danışana anlatmakta fayda vardır. Psikoterapinin amacı yanlış yorumlamaları durdurmak ve daha rasyonel düşünceler yaratmaktır, böylece döngü kırılmış olacaktır.

Psiko-eğitim sürecinden sonra danışana gevşeme egzersizleri ve diyafram nefesi öğretilir. Buradaki amaç danışanın belirtiler esnasında kendini rahatlatabilmesini ve sakinleştirebilmesini sağlamaktır. Daha sonra hiperventilasyon yaptırarak panik atak esnasında ortaya çıkan belirtilerin seans içinde deneyimlenmesi sağlanır ve diyafram nefesi ile rahatlama ve yatışma sağlanır. Buradaki amaç danışanın bedensel belirtilerden korkmamayı öğrenmesini ve kontrol edebildiğini görmesini sağlamaktır. Daha sonra danışanın kaçındığı mekanlar ve aktiviteler belirlenir ve kolaydan zora doğru sıralanır. Örneğin en kolay yapabileceği şey otobüsle bir durak gitmek olabilirken, en zoru en kalabalık saatlerde metroya binmek olabilir. Bunları sırasıyla gerçekleştirmenin amacı ise danışanın mekan ve aktiviteler ile korkuyu özdeşleştirmemeyi öğrenmesidir. 

Panik bozukluk ile çalışılırken psikodinamik psikoterapilerin teması ise genellikle ayrılık anksiyetesi, savunma mekanizmaları, bağlanma stilleri, davranışsal geri çekilme, bağımlılık ve özgürlük çatışmalarıdır.

Panik bozuklukta ilaç tedavisi tek başına yeterli değildir. Bilişsel-davranışçı terapinin panik bozukluğun tedavisindeki etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmıştır,  iyileşme süresi daha kısadır ve kalıcı sonuçlar elde etmedeki başarısı oldukça yüksektir.

Kitap önerisi: Evinizdeki Terapist – Dr. Dennis Greenberger & Dr. Christine A. Padesky – Altın Kitaplar

Psk. Eda YILMAZ
Klinik Psikolog Adayı

Yararlanılan Kaynaklar

Barışkın, E. (2009). Panik ve yaygın anksiyete bozukluklarında bilişsel-davranışçı tedaviler. Bilişsel-Davranışçı Terapiler’in içinde (4. Baskı). I. Savaşır, G. Soygüt ve E. Barışkın (Eds.). sf. 125-148. Ankara: Türk Psikologlar Derneği Yayınları.

Erdoğan, S. (2007). Panik bozukluğunun nörobiyolojisi. Klinik Psikiyatri, 10, 3- 13

Kavak, V (2009). Panik bozukluk tanısı almış hastalarda sosyal fobi görülme sıklığının incelenmesi. Yüksek Lisans Tezi. Maltepe Üniversitesi, İstanbul.

Yüksel, N. (2002). Panik bozukluğunun nörobiyolojisi. Klinik Psikiyatri, 5, 14-21

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.