Hiperaktivite | Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Hiperaktivite  | Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Hiperaktivite | Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu – Çocuğum hiperaktif olabilir mi?

Kimi kavramlar, zamanla ait oldukları literatürdeki anlam ve kullanımından daha geniş bir alana yayılırlar. Psikiyatri ve psikolojideki kavramlar, bu genişlemeden en çok nasibini alanlardandır. Son zamanlarda kendisini biraz çökkün hisseden kimse, nasılsın sorusunu “depresyondayım” diyerek yanıtlıyor. Bir başkası, kalp atışlarını hızlandıran bir olay ya da durum ile karşılaştığında verdiği “olağan” tepkileri “panik atak” olarak yorumluyor. Kalabalık ortamlardan hoşlanmayan bir arkadaşını “sosyal fobik” olarak nitelendiriyor bir diğeri. Yine bir başkası, temizlik konusunda kendisinden daha çok hassasiyet gösteren eşini “obsesif” olmakla suçluyor. İnsanın kendisiyle ve ötekiyle olan ilişkisinde kullandığı bu tanımlamalar, görünenin ardındakilere bakmama kolaycılığını da getiriyor haliyle. Bu kolaycılıktan ebeveynler de azade değil elbette.

Kimi ebeveynler, çocuklarının hareketli olduğuna ilişkin tespitlerinin ardından bir uzmanın kapısını çalıyor. Kendilerini oraya getiren sebebin ne olduğu sorulduğunda ise sıklıkla alınan yanıt şöyle oluyor: “Çocuğumuzun hiperaktif olduğunu düşünüyoruz”.

Çocukları için yardım almak üzere başvuran ve psikiyatrik tanıyı da beraberinde getiren ebeveynlere “böyle düşünmelerine neden olan şeyi” sorarım. Onlar da “çok hareketli, yerinde durmuyor” diye yanıtlarlar. Hele de izledikleri bir haber, okudukları bir makalede üstün zekalıların hiperaktif olduğuna ilişkin bir izlenime kapıldılarsa “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu” tanısı koymada asla geç kalmazlar. Oysa klinik bir tabire odaklanmaları ve bu varsayımsal tanıya ilişkin edindikleri bilgiler, onları çocuklarının ruhsal süreçlerini anlamaktan alıkoyar.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu; dikkati toplama ve sürdürme süreçlerindeki aksaklık ile bu aksaklığın neticeleri ve kişinin işlevselliğini bozacak düzeyde aşırı hareketli ve dürtüsel davranması ile karakterize bir psikiyatrik bozukluktur. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu dendiğinde akla doğrudan çocuklar gelse de ergenler ve yetişkinlerde de rastlanır. Çocuklarda fark edilmesi çoğunlukla okul çağına denk gelir. Çocuğun okul ortamında dikkatini toplama ve sürdürmede güçlük çekmesi, düşük akademik başarıya yol açar. Davranışlarındaki hareketlilik ve dürtüsellik nedeniyle kurallara uymada güçlük çekerler ve bu halleri arkadaşlarına fiziksel olarak rahatsızlık verme boyutlarına değin ulaşabilir. Öğretmen ve okuldaki diğer personelden ebeveynlere bu yönde iletilen şikayetler, çocuğa dair diğer gözlemlerle birleştirilerek çocuğun hiperaktif olabileceğine ilişkin bir izlenim yaratılır. Ardından okul psikolojik danışma ve rehberlik servisine, rehberlik ve araştırma merkezine ya da doğrudan bir çocuk psikiyatrisi uzmanına yönlendirilerek ruhsal destek süreci başlatılmış olur. Öyle sanıyorum ki hiperaktivite, ebeveynler tarafından en az refüze edilen psikiyatrik bozukluktur; çünkü çocukları hakkındaki şikayetleri rasyonalize edecek (mantığa bürüyecek) bir argümanları vardır artık.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, çocuk psikiyatrisi uzmanları tarafından ebeveyn ve öğretmenlerin gözlemleri dikkate alınarak konan bir tanıdır. Tanının konmasının ardından tedavi süreci başlatılır. Ülkemizde yaygın olarak Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nda reçete edilen birtakım ilaçlar mevcuttur. Bu ilaçlardan yalnız biri ile ya da destekleyecek başka bir ilaçla birlikte kombine farmakoterapi (ilaç tedavisi) uygulanır. Sürecin bu evresinde ebeveynleri başka bir telaş alır. “Çocuğumu kendi elimle uyuşturuyor muyum?” Ardından kullanılan ilacın muhtemel yan etkilerine ilişkin bir araştırmaya girişilir. Birçoğu eksik ya da yanlış olan bilgilerle ilaç tedavisi hekime danışılmadan yarıda kesilir ve çocuk başlangıçtakinden çok daha karmaşık bir halde yaşamına devam eder. “Ebeveynler de her şeyi denedik yanıt alamadık” çaresizliği ile ya pes eder ya da yeni arayışlar ile yollarına devam ederler. İstisnalar olmakla birlikte hiperaktif olduğundan endişe edilen çocukların ve ebeveynlerinin deneyimledikleri süreç yaklaşık olarak böyledir.

Hiperaktivite  Nedenleri

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun nedenleri hala araştırılmaktadır ve nedenlerine ilişkin farklı tartışmalar mevcuttur. Psikanalitik yönelimli çalışmacılar, Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nu başlı başına bir sendrom olarak değil; bir semptom, yani başka bir ruhsal çatışmanın belirtisi olarak görürler. Bu yaklaşım Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu’nu salt nörofizyolojik, kalıtımsal ya da psikososyal açılardan anlamaya çalışan diğer yaklaşımlara nispeten oldukça kapsayıcıdır. Bu kapsayıcılık; nörofizyolojik, kalıtımsal ya da psikososyal etmenleri ve ilaç tedavisini dışlamaz, aksine bütünleştirir. Her aşırı hareketlilik ve dikkat sorunu yaşayan çocuğu ilaç ile tedavi etmek indirgemecilik ise bu sorunları yaşayan çocukların asla ilaç kullanmamaları gerektiğini söyleyen anlayış da bir o kadar indirgemecidir. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu şüphesi ya da tanısı ile izlenen birçok çocuğun işlevselliği öylesine bozulmuştur ki ilaç tedavisi olmaksızın psikoterapinin sürdürülmesi neredeyse imkansızdır. Diğer yandan yalnız ilaç tedavisi de yeterli görülmemeli, psikoterapötik müdahalelerle çocuğun yaşadığı ruhsal çatışmaları doğrudan ya da oyun ve benzeri araçlarla dolaylı olarak ifade edebilmesi sağlanmalıdır.

Aşırı hareketlilik ve dikkat sorunları yaşayan çocukların ebeveynleri çocuklarını klinik bir göz ile tanılamak yerine çocuklarının yaşadığı ruhsal süreçleri anlamalı ve ruhsal dönüşümde kendi üzerlerine düşeni yerine getirmelidir. Ruhsal destek almak üzere kendisine başvurulan uzmanlar ise çocuğu tanılamak ve tedavisini sürdürmek ya da kolaylaştırmakla birlikte çocuğun aşırı hareketliliği ya da dikkat sorunlarına neden olması muhtemel ruhsal çatışmalarını ifade etmesini sağlamalı ve bunu dönüştürerek çocuk ile paylaşmalıdır.

Unutulmamalıdır ki;

Çocuk, hareket eden bir canlıdır ve her hareketli çocuk hiperaktif değildir.

Uzm. Psk. Dan. Aykut BORA

Self Psikoloji Akademi