Psikoterapide Süre Kavramı

Psikoterapide Süre Kavramı

Psikoterapide Süre Kavramı

Psikoterapi, ruhsallığa ilişkin sözel ortaklık ile sürdürülen profesyonel bir yardım türüdür. Kişinin içe baktığı, kendine ilişkin farkındalık kazandığı, ruhsal çatışmalarını çözümlediği öznel bir yolculuktur. Onu herhangi bir sözel ortaklıktan ayıran en önemli unsuru ise çerçevesidir.

Çerçeve, psikoterapinin profesyonel sınırıdır. Bu sınır, danışanın kendi alanını oluşturması açısından belirleyici bir işleve sahiptir. Psikoterapi seanslarının yöntemi, süresi, sıklığı, ücreti, gibi değişkenler çerçevenin temel unsurlarıdır. Çerçeve, psikoterapi için başvuran danışan ile gerçekleştirilen değerlendirme görüşme ya da görüşmeleri sonrasında belirlenen kapsayıcı bir fenomendir.

Psikoterapi Seansları

Psikoterapiye ilişkin çerçevenin en önemli unsurlarından biri olan süre, bir psikoterapi seansının ne kadar süreceğini ifade eder. Psikoterapi seansları, ortalama elli dakika sürmektedir. Seans süresinin dolmasıyla birlikte terapist seansı sonlandırır. Bu sonlandırma kimi zaman danışanlarda bir engellenmişlik hissi yaratır ve kimi danışanlar bu bölünme ile baş etmekte güçlük çeker ve anlatmak istediklerinin önemsenmediği sanabilirler. Oysa süre, danışanın kendi ruhsallığını taşıyacağı alanın sınırlarını belirler.

Kimi film ve dizilerde terapistin süreye ilişkin tutumu karikatürize edilerek, finansal bir gönderme yapılır. Oysa terapistin süreye ilişkin göndermesindeki motivasyonu parasal değil ruhsaldır. Bu yönüyle süre, seansın sonlanacağı vakti işaret eden nicel bir ölçüt değil; danışanın kendine ait alanı oluşturmasını sağlayan kapsayıcı bir unsurdur.

Psikoterapi

Sürenin danışan tarafından kullanımı psikoterapi sürecinde önemli veriler sunar. Kimi danışanlar, randevu saatinden daha erken bir vakitte gelirken, kimileri sıklıkla geç kalır. Kimi danışanlar ise seans süresinin sonuna yaklaşırken ruhsal açıdan yoğun ve yüklü bir konuda bahsederler. Kimi danışanlar, sessizliğe daha çok yer verirken kimi danışanlar bir seansın taşıyabileceğinden daha çok yük getirirler. Psikoterapi sürecinde rastlanması muhtemel bütün bu durumların birer anlamı vardır. Bu anlam, gerek danışanın bireysel ruhsal işleyişi ile gerek de psikoterapiste ilişkin yaşadığı aktarımsal ilişki ile bağlantılıdır.

Danışmanın Gecikmesi

Seanslarına geç gelen bir danışanın gecikmesinin ardında, dış gerçekliğe ilişkin koşullarla birlikte ruhsal birtakım etkenlerin varlığı da muhtemeldir. Bu ruhsal etkenler, süreç içerisinde işlenerek anlamlı kılınır ve yorumlanarak danışan ile paylaşılır. Gecikme, psikoterapi sürecine ilişkin bir direncin ifadesi olabileceği gibi terapistin sınırlarına ilişkin bir kontrol anlamına da gelebilir.

Yine seans süresinde daha “sıradan” konulardan bahsedip seans süresinin sonuna yaklaşıldığı vakit ruhsal açıdan oldukça yüklü bir hatıranın getirilmesinin de bir anlamı vardır. Bilhassa böyle bir durumda terapistin bir sonraki seansta devam etmek üzere seansı sonlandırması danışanda bir engellenmeye ve beraberinde bir kırılmaya neden olabilir. Böyle bir durumda danışanlar terapisti anlayışsız olmakla ya da süreyi salt parasal bir ölçüt olarak görmekle suçlayabilir. Oysa danışanın getirdiği bu hatıranın içeriği ile birlikte zamanlamasının da bir anlamı vardır.

Seans süresinin sona ermesi, bir manada geçici bir ayrılıktır. Ayrılmaya ilişkin kaygıları yüksek olan bir danışanın ayrılma vaktine yakın yüklü bir hatırayı sürece taşımış olması muhtemeldir. Böylelikle terk etmek istemediği ana ilişkin bir gerekçe yaratmış olur. Diğer yandan danışan, seansın sonuna doğru ruhsal açıdan yüklü biri hatırayı getirerek bir sonraki seansa değin terapistin zihninde “tutulmayı” arzuluyor olabilir.

Terapist, bu olasılıklara ilişkin kalıp yargılarla düşünmek yerine danışanın bu tutum ya da davranışının ardındaki ruhsallığı yorumlamalı ve her sürecin öznel olduğunu unutmamalıdır.

 

Aykut Bora

Self Psikoloji Akademi