Çocukların Cinsel İstismarı

Çocukların Cinsel İstismarı

Çocukların Cinsel İstismarı

Son yıllarda çocukların cinsel istismarı hakkında yürütülen bilimsel çalışmalar ve farkındalık kampanyaları, anne-baba ve eğitimcilere kavramsal bir aşinalık kazandırdı. Bütün bu çabalara rağmen ne yazık ki çocuklar, cinsel olarak sömürülmeye devam ediyor.

Çocukların cinsel istismarı, uluslararası sözleşmeler ve ulusal hukuk metinlerinde çocuk olarak tanımlanan kimselerin, bir yetişkin tarafından cinsel olarak sömürülmesi anlamına geliyor. Cinsel istismar, yalnız cinsel birleşmenin yaşandığı durumları değil; çocuğa yönelik her türlü cinsel davranışı kapsamaktadır. Öpme, dokunma, okşama, sürtünme, cinsel organına bakma, kendi cinsel organını gösterme, oral seks yapma/yaptırma, cinsel içerikli materyallere maruz bırakma ve benzer amaçlarla sergilenen her türlü tutum ve davranış; çocukların cinsel istismarı olarak tanımlanmalıdır. [ pedagog ]

Çocuğa ya da yetişkinlere yönelik cinsel sömürü ve saldırıda bulunanlar, sanıldığının aksine toplum tarafından dışlanmış, topluma uyum sağlayamayan ya da ileri düzeyde ağır ruhsal sorunları olan kimseler değildir. Yürütülen çalışmalar, istismarcıların çoğunlukla çocuğun daha önce tanıdığı, yakın olduğu ve ilişki kurduğu kimselerden biri olduğuna işaret ediyor. Anne-babalar, çocuklarını dışarıdaki tehlikelerden korumaya çalışırken yakınlarında olan gerçek tehlikeleri fark edemeyebiliyorlar.

Cinsel istismar vakalarının büyük bir çoğunluğunun adli mercilere iletilmediği tahmin ediliyor. Cinsel istismarın yaygınlığına dair istatistiki veriler, yalnız adli süreçlere yansıyanlardan meydana geliyor. Onun dışında kalanların ise farklı gerekçelerle üstü örtülüyor. İstismarcıdan korkma, hukuka güvenmeme, toplumun yargılarından çekinme, aile içi bir mesele olarak görme, çocukların defalarca travmatize olacağından endişe etme gibi nedenlerden ötürü ebeveynler, adli mercilere başvurmaktan imtina edebiliyorlar. Özellikle medyaya yansıyan ve büyük bir toplumsal infiale yol açan vakaların ardından istismarcılara verilmesi gereken cezalar üzerine bürokratik ve gündelik tartışmalar cereyan ediyor.

Oysa çocukların cinsel istismarı meselesinde en önemli husus, istismar gerçekleşmeden evvel önleyici olabilmek. Çocukları korkutmadan bilgilendirmek, sahip oldukları bilgiyi davranışa dönüştürmeleri hususunda cesaretlendirmek oldukça önemli.

Cinsel sağlık eğitimi vermek, bedenini tanımasını, sevmesini ve ona özel olduğunu anlamasını sağlamak, tanıdığı ve yabancı kimselerle kurduğu ilişkilerde fiziksel ve duygusal sınırlarının ihlal edilmesi halinde nasıl tepki vereceğini ve kendisini nasıl koruyacağını tarif etmek, çocuğu cinsel istismar tehlikesine karşı koruyacak önlemlerdir. Bütün bunlarla birlikte çocuğun böyle bir durum yaşaması halinde bunu ebeveynleriyle paylaşabileceğine dair verilen güven oldukça önemlidir; çünkü birçok çocuk, fiziksel ve cinsel sınırlarının ihlali halinde kendisini suçlayıp yaşadıklarını ebeveynleriyle paylaşmamayı tercih edebiliyor.

Cinsel istismarcıların özellikle çocuğun yakınlarından olduğu bilgisini öğrenen anne babalarda çevresindekilere karşı şüpheci bir durum ortaya çıkabiliyor. Bu şüphecilik kimi zaman yakınlarıyla olan ilişkilerini örseleyebiliyor. İstismarcıların çok büyük bir oranının tanıdık kimseler olduğu göz önünde bulundurulduğunda ebeveynlerin bu şüpheci tavrı anlaşılabilir; fakat şüpheciliğin paranoid durumlara varması halinde aile kendi kabuğuna çekilerek yalnızlaşabilir. Yapılması gereken, çocuğu öteki bir kimseyle onun fiziksel ve cinsel dokunulmazlığının ihlal edilmesinin mümkün olduğu koşullarda yalnız bırakmamak.

Cinsel istismar yaşandığına ilişkin tek ve geçerli emare çocuğun ifadesidir. Onun dışında sıralanan fiziksel ve ruhsal emareler ebeveynler açısından yanıltıcı olabilir. Her çocuk maruz kaldığı yaşantıya kendi ruhsal gerçekliği çerçevesinde reaksiyon gösterir. O nedenle çocuğun cinsel istismara maruz kalıp kalmadığına ilişkin bir davranış ve durum listesi oluşturmaktan ziyade çocukta gözlenen olağan dışı fiziksel ve ruhsal değişimlere karşı ebeveynler duyarlı olmalılar. Böylelikle yalnız cinsel istismar değil çocuğun ruhsal yaşamındaki diğer aksaklıklar da fark edilebilir.

Çocuğun cinsel istismara maruz kaldığının anlaşılması halinde genellikle ailede bir kriz ve şok hali yaşanır. Çocuklarla birlikte ebeveynler de travmatize olur ve nasıl davranmaları gerektiği konusunda bir müddet ketlenme yaşarlar. Kimi ebeveynler çocuklarını kimileri ise onları yeteri kadar koruyamadıkları için kendilerini suçlarlar. Bazı ebeveynler, istismarcıya zarar vermeyi dahi akıllarından geçirebilirler. Asıl yapılması gereken ise en son akla gelen ya da hiç gelmeyendir. Böyle bir durumda çocuğun fiziksel ve duygusal emniyetinin sağlanmasının ardından cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunmak atılması gereken ilk adımdır. Çocukların cinsel istismarı Türk Ceza Kanunu 103. Maddesinde tanımlanan ve ağır yaptırımları olan bir suçtur. O nedenle yapılan şikayetin hukuki bir karşılığının olmayacağı düşünülmemelidir. Ebeveynler kendilerini ya da çocuklarını suçlamayı bırakmalıdır; çünkü bu sürecin tek bir suçlusu vardır. O da istismarcıdır. Çocuğun yanında olduklarını hissettirmeleri, sürecin daha sağlıklı atlatılmasını kolaylaştıracaktır.

Cinsel istismar çocuğu ve aileyi ruhsal olarak örseleyen travmatik bir yaşantıdır ve profesyonel bir destek alınmaksızın atlatılması oldukça güçtür. Bu süreçte hem çocuk hem de ebeveynler psikolojik destek almalıdır. Bu destek hem yaşanılan travmanın çocuk ve aile üzerindeki kısa vadeli tahribatını hafifletecektir hem de çocuğun ruhsallığında gelecekte yaşanması muhtemel sorunlar açısından önleyici olacaktır.

Aykut Bora

Self Psikoloji Akademi