Çocuğunuz Kardeşini Kıskanıyor mu ?

Çocuğunuz Kardeşini Kıskanıyor mu ?

Çocuğunuz Kardeşini Kıskanıyor mu ?

Birden fazla çocuğa sahip anne babaların çocuk yetiştirmede en sık karşılaştıkları yaşantılardan biri de kardeş kıskançlığı. Ebeveynler, kendi çabalarıyla bu sorunun üstesinden gelmeye gayret etse de çoğu zaman başarısız oluyorlar. Çocukların yaşlarının birbirine yakın ve benzer gelişimsel ihtiyaçlarının olması ebeveynlerin başarısızlık oranlarını daha da arttırıyor. Uzmanlar tarafından  kardeş kıskançlığı hususunda yazılan ve söylenenleri kendi hayatlarına uygulamaya çalışan ebeveynler, sürecin sonunda “her şeyi denedim, olmuyor” tükenmişliği ile çalıyor kapımızı. Bu çalışmanın kardeş kıskançlığı hakkında ebeveynlere kolaylaştırıcı olacağını umuyorum. [ pedagog ]

Kıskançlık, belki de insan türünün en eskil duygularından biri. Yaratılış anlatısında ilk insanlardan olan iki kardeşin birbirlerini kıskançlık nedeniyle öldürdükleri betimlenir. Diğer yandan kıskançlık yalnız insanlara özgü değil; diğer canlılarda rastlamak da mümkün… Sahiplenilen yeni kedinin evin eski kedisi tarafından kabullenilmediği hikayeler çokça var. Sahiplendiğimiz yavru kedinin ailemize katılmasıyla büyük kedimiz kendini günlerce bize sevdirmemiş, memnuniyetsizliğini ve mutsuzluğunu türünün elverdiği ölçüde belli etmişti.

“Hocam, yeni bir çocuğumuzun olmasını bizden çok o istedi. Her gün bana kardeş yapın diye ağladı. Gelin görün ki şimdi de ‘ben bunu evde istemiyorum, geri verin’ diyor.” Bu cümleyi annelerden sıklıkla duyuyorum. Öncelikle dünyaya yeni bir çocuk getirmek diğer çocuğun isteğine bağlı olmamalı; fakat bunu başka bir metinde tartışmalıyız. Kardeş isteyen çocuğun arzusu, yeni bir oyuncağa sahip olma arzusundan farksızdır. Onu kendisi için ister; fakat beraberinde getireceği değişimlerden habersizdir. Bu arzusunun kendisi için “felakete” dönüştüğünü fark ettiği andan itibaren ise anne baba için zor bir süreç başlayıverir. 

Ünlü ruh hekimi Alfred Adler’in de seneler önce vurguladığı üzere “büyük çocuk tacını yitirmiş bir kraldır.” Bu yitim çocukta haset duygusuna neden olur. Bu yitimin nedeni eve gelen yeni bebektir; sorumluları ise onu dünyaya getiren anne babasıdır. Çocuk, bu haset duygusunu bastırmaya çalışsa da çoğu zaman başarısız olur. Sözlerinde, tutum ve davranışlarında kardeşine yönelik haset duygusu doğrudan ve gizil olarak fark edilir. Kimi zaman anne arkasını döndüğünde boğazına yapışır kardeşinin; kimi zaman da çok seviyormuş gibi yaparken “istemeden” yere düşürür.

Ruh sağlığı yerinde her ebeveyn bu durumu önemser ve fark ettiği andan itibaren üstesinden gelmek için çabalar. Eve yeni gelen bebek nedeniyle çocuğun hayatında bir değişim olmadığını göstermeye çalışır; fakat çoğunlukla afallarlar. Yeni gelen bebek, ebeveynine daha çok ihtiyaç duyar haliyle. Annesinin bedeninin ve vaktinin çoğu yeni gelenindir artık. Baba telafi etmeye çalışsa da çocuk için yeterli gelmez; çünkü o anneyi istiyordur. Bu durumda anne baba çocuklarını yeni gelen bebekle olan ilişkilerine dahil etmeye çalışırlar. Onun bakımına yardım ederse kardeş kıskançlığı duygularının hafifleyeceğini düşünürler. Oysa bu yöntem birçok çocukta ters teper. Kaybettiği ilgi ve alakayla birlikte gelen fazladan bir yük gibi görürler.

Çocuk, kardeşine olan hasedini ifade ya da ima ettiğinde anne babalar; “Kardeşini nasıl sevmezsin. O senden küçük. Sen onun ağabeyi/ablasısın.” diyerek çocuğu sevmeye motive etmeye çalışırlar. Bu çabanın çocukta kardeşini sevmeye ilişkin motivasyon yaratması zordur; aksine vicdani bir rahatsızlık yaratabilir. Kardeşini sevmesi gerektiği anne babası tarafından söylenmesine rağmen “sevememe” durumu kendisinin kötü bir insan olduğuna ilişkin bir inanç geliştirmesine neden olur; çünkü kardeş kıskançlığı çocuk için de baş etmesi güç bir duygudur.

Kimi ebeveynler ise yaşamlarındaki bu değişimi çocuğa asgari düzeyde yansıtmak için çabalar durur. Yeni gelen bebekle onun yanında ilgilenmemeye çalışırlar. Eve gelen misafirlere önce büyük olanı sevmelerini tembihlerler; kimi zaman çocuk bu tembihe tanıklık eder. Bu süreçte anne baba doğallığını yitirir ve çocuk bir şeylerin –mış gibi yapıldığını hisseder.

Kardeş kıskançlığı ile ilgili anne babaların medet umduğu birkaç yolu harcadık. Peki, ne yapmalı?

Öncelikle kıskançlığın doğal bir duygu olduğunu unutmamalısınız.

Eğer çocuğunuz kardeşini kıskanmıyor ve bunu ifade etmiyorsa daha çok endişelenmelisiniz.

Kardeşine duyduğu hasedi bastırarak içe alan çocuklarda genel bir mutsuzluk ve suçluluk duygusunun yaşanması olasıdır.

O nedenle çocuklar bu duygularını ifade edebilmeli ve ifade etmeleri için cesaretlendirilmelidir.

Yeni bir bebek dünyaya getiren ebeveynler olarak kendi çocukluğunuza dönün. Eğer kendinizden küçük bir kardeşe sahipseniz o eve geldiğinde neler hissettiğinizi ve kendi kıskançlığınızla nasıl baş ettiğinizi anımsayın.

Gebeliğin ilk aylarından itibaren annesinin bedenindeki değişimi fark eden ve anlamaya çalışan çocuğa bu değişimin nedenini yaş grubunu göz önünde bulundurarak anlatın. Kendisinin de dünyaya gelmeden önce benzer bir süreçten geçtiğini anlatmaya çalışın.

Doğum yaklaşırken, kardeşinin yakın zamanda aranıza katılacağını onunla iyi anlaşacaklarını umduğunuzu söyleyin. Başlarda alışmakta güçlük çekebileceğini ve bunun normal olduğundan bahsedin.

Kardeşinin henüz doğmuş bir bebek olduğu için daha fazla ilgi ve bakıma ihtiyaç duyabileceğini, sizin onunla ilgilenmeniz halinde zaman zaman üzgün hissedebileceğini söyleyin. Eğer böyle hissederse bunu sizinle paylaşabileceği konusunda güven verin.

Çocuk dünyaya geldikten sonra çocuğunuz kardeşine karşı saldırgan davranıyorsa şöyle bir konuşma işe yarayabilir: “Kardeşine olan öfkeni anlıyorum. Onun gelmesiyle alışık olduğun bazı şeyler değişti. Özellikle annen seninle eskiye göre daha az ilgileniyor. Bunun nedeni seni daha az seviyor olmamız değil. Seni hala eskisi gibi seviyoruz. Sadece kardeşinin bakıma daha çok ihtiyacı var. Bir zamanlar senin de öyleydi. Kardeşini sevmek zorunda değilsin. Belki zamanla ona daha çok alışır ve seversin. Böyle olmak zorunda değil; fakat yine de ona zarar vermene izin veremem. Tıpkı başkalarının sana zarar vermesine izin veremeyeceğim gibi.”

Yeni bir bebek sahibi olmanın doğru vaktine ilişkin bir şeyler söylemekte fayda görüyorum. Ebeveynler çocuk sahibi olurken yalnız çocukları arasındaki yaş farkını göz etmiyor haliyle. Bu kararda etken birçok süreç daha var. Yine de yaş aralığına ilişkin bir şeyler söylemek kimi ebeveynlerin işini kolaylaştırabilir.

Çocuğun hemen her yaşı kritiktir; çünkü her birinde tamamlaması gereken farklı gelişimsel görevler vardır. Yine de 0-2 yaşa dikkat çekmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Çocuğun temel gereksinimlerinin anneye bağlı olarak karşılandığı, güven duygusunun kazanımında önemli bir evre olan bu yaş aralığı, yeni bir çocuk sahibi olmak için uygun görünmüyor. Çocuğun anne ile arasındaki sembiyotik bağın zayıflaması ve çocuğun tuvalet kontrolünü kazanmasıyla birlikte özerkleşmesi yeni bir bebek sahibi olmayı düşünmek için uygun bir zaman olarak düşünülebilir. Çocuğu okula başlama arifesinde yeni bir bebek sahibi olan ebeveynlerin yaşadıkları sorunlarla kendi klinik deneyimlerimde sıklıkla karşılaşıyorum. Çocuk, anne babasının yeni gelen bebekle daha çok ilgilenmek için kendisini evden gönderdiğini düşünebiliyor. Bu da okul fobisi, uyum sorunları ve akademik performans düşüklüğü gibi neticelerle yer ediyor çocuğun okul hayatında.

Son olarak, evin yeni üyesinin dahil olmasıyla birlikte büyük çocukta bazı gelişimsel gerilemeler gözlenebilir. Daha küçük yaştaki bir çocuk gibi konuşabilir ya da tuvalet alışkanlığı kazanmasına rağmen altını kirletir. Bu gelişimsel gerilemeler çocuğun duyduğu rahatsızlığı ifade etmenin bir diğer yoludur. Çoğunlukla kendiliğinden ortadan kalkar; fakat devamı halinde bir uzmana danışılmalıdır. 

Aykut Bora

Self Psikoloji Akademi